fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

Butto'yu kimin öldürdüğü gayet açık

Butto'yu kimin öldürdüğü gayet açık

Butto'yu kimin öldürdüğü gayet açık
Bush ve Müşerref, Butto suikastını İslamcıların gerçekleştirdiğine inanmamızı istiyor. 'İyiliğe karşı şer' saçmalığının tekrarlanması kimseyi şaşırtmasa da, arka planda Pakistan gizli servisi ISI'nin şoke eden gücü seziliyor. ISI, Müşerref'in her başı sıkıştığında başvurduğu kurum

04/01/2008 (1141 kişi okudu)

 

Robert Fisk 

Bizim için böylesine hızla bir hikâye uydurulması ne kadar acayip değil mi? Pakistan Halk Partisi'nin (PHP) cesur lideri Benazir Butto, eski general Pervez Müşerref'in yaşadığı başkent İslamabad'ın hemen yanındaki Rawalpindi'de öldürüldü ve ABD Başkanı George W. Bush bizlere onun katillerinin 'aşırılar' ve 'teröristler' olduğunu söyledi. Elbette, buna karşı çıkamazsınız.
Fakat Bush'un yorumlarından asıl anlaşılan, söz konusu cinayetin ardında İslamcıların olduğu. Ülkesinde demokrasi çağrısı yapmaya cüret edebilen bu yalnız ve cesur kadını da Taliban'ın deli adamlarının, Kaide'nin örümcek ağının vurduğu şeklinde.
Pek tabii ki bu korkunç trajedinin çocukça ele alınışına ve Butto ne kadar yolsuz olsa da aslında gerçek bir şehit olduğunu atlamayalım biçimdeki tavra bakınca, 'iyiliğe karşı şer' saçmalığının Rawalpindi'deki kıyımı açıklamak için yine tekrarlanması hiç şaşırtıcı gelmiyor.

ISI herkese çalışıyor
Perşembe günü BBC ve CNN'i izleyenlerden, Butto'nun erkek kardeşleri Murtaza ve Şahnavaz'ın 1981'de bir Pakistan yolcu uçağını kaçırıp, Kâbil'e indirdikten sonra ülkedeki siyasi mahkûmların salıverilmesi talebinde bulunduklarını kim düşünebilirdi? Bu olayda uçakta bulunan askeri bir yetkili öldürülmüştü. Ayrıca yolcular arasında Amerikalılar da bulunuyordu, ki muhtemelen mahkûmların serbest bırakılmasına asıl bu neden olmuştu.
Yılın en önemli (ama tipik biçimde en fark edilmeyen) atlatma haberlerinden birine imza atan Tarık Ali, sadece birkaç gün önce Benazir'e odaklanarak ve 'Batı'nın Kızı' başlığını atarak London Review of Books'ta Pakistan'ın (ve Butto'nun) yolsuzluklarını teşhir eden parlak bir yazı yayımladı. Aslında yazının odağındaki isim Rawalpindi'de öldürüldüğü sırada, bu yazı fotokopi çekilmek için masamda bekliyordu.
Tarık Ali yazının sonlarına doğru Benazir'in başbakan olduğu dönemde Murtaza Butto'nun evinin yakınlarında polis tarafından öldürülmesini etraflıca irdeliyor, ki o günlerde Benazir, PHP değerlerine dönülmesini istediği ve kocasını epey getirili bir makam olan sanayi bakanlığına atamasını kınadığı için Murtaza'ya karşı öfke içindeydi.
Yazının sonlarında, Benazir cinayeti sonrası için de kullanılabilecek şu pasaj yer alıyordu: "Öldürücü mermi yakın mesafeden ateşlendi. Tuzak dikkatlice hazırlanmıştı ama Pakistan'da hep olduğu gibi bu opresyonun da olgunlukla icra edilememesi -polis kayıtlarına yanlış girdilerin yapılması, delillerin kaybedilmesi, tanıkların tutuklanıp, yıldırılması, konuşabileceğinden korkulan bir polisin öldürülmesi gibi durumlar- başbakanın erkek kardeşini infaz kararının yüksek mevkilerde alındığını ortaya sermiş oldu.
Murtaza'nın 14 yaşındaki kızı Fatima babasının katilleri yerine neden tanıkların tutuklandığını sormak için halası Benazir'i aradığında kendi
ifadesine göre, "Sen çok gençsin.
Hiçbir şey anlamıyorsun" yanıtını alır. Tarık Ali'nin yazısı bizleri buna inandırabilir. Fakat tüm bunların arka planındaysa Pakistan gizli servisi
ISI'nin şoke eden gücü seziliyor.
Yolsuz, rüşvetçi ve zalim ISI, Müşerref için çalışan geniş bir kurum. Fakat aynı zamanda Taliban için çalışmıştı ve hâlâ da çalışıyor. Amerikalılar için de çalışmakta. Aslına bakarsanız, ISI herkes adına çalışıyor. Müşerref kendini tehdit altında hissettiğinde veya Afganistan'a baskı uygulamak istediğinde ya da Bush'u o kadar usandıran 'aşırıları' ve 'teröristleri' bastırmaya niyetlendiğinde, ISI onun Amerika'nın düşmanlarıyla konuşmaya başlamakta kullanabileceği anahtar konumunda. Bu noktada Karaçi'de kendisini kaçıran İslamcılar tarafından kafası kesilen Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl'ün katilleriyle randevusunu ISI komutanlarından birinin bürosundan ayarladığını da hatırlatalım. Ahmed Raşid'in Taliban hakkındaki kitabı ISI'nin yolsuzluk ve şiddet ağına dair önemli kanıtlar ortaya koyuyor.
Bunu okuduğunuzda, tüm burada anlatılanlar daha anlaşılır olacaktır.
Fakat resmi anlatıya dönersek, Bush perşembe günü eski dostu Müşerref'le konuşmak için 'sabırsızlandığını' söyledi. Pek tabii ki, Benazir hakkında konuşacaklar. Müşerref'in Pakistan'ın nükleer sırlarını Libya ve İran'a aktaran eski dostu Han'ı korumayı sürdürmesi hakkında kesinlikle konuşmayacaklar. Hayır, 'şer ekseninin' bu parçasını bu konuya karıştırmamalı. Yani, Butto cinayetinin ertesinde pek çok Pakistanlının kafasında yer eden sorgulamaları bırakıp, bir kez daha bizden 'aşırılara' ve 'teröristlere' odaklanmamız isteniyor.
Buna rağmen, başlıca siyasi muhaliflerin seçim gününden önce tasfiye edilmesi halinde Müşerref'in önündeki sandığın muhtemelen süresiz belirsiz biçimde erteleneceğini fark etmek için çok şey gerekmiyor. O halde Müfettiş Ian Blair'in Londra'daki en kıdemli polis olmadan önce polis defterine kaydedeceği mantıkla bir değerlendirme yapalım.

Gelişini engellemek istemişti
Soru: Benazir Butto'yu Londra'da kalmaya zorlayan ve Pakistan'a
gelişini engellemeye çalışan kim?
Cevap: General Müşerref.
Soru: Bu ay içinde binlerce Benazir taraftarının tutuklanmasını emreden kim?
Cevap: General Müşerref.
Soru: Benazir'i bu ay içinde geçici ev hapsine kim koydu?
Cevap: General Müşerref.
Soru: Bu ay sıkıyönetim ilan eden kimdi?
Cevap: General Müşerref.
Soru: Benazir Butto'yu kim öldürdü?
Evet. Gayet aşikâr. Ortadaki sorunu görüyor musunuz? Televizyon savaşçılarımız dün bizlere Müşerref'in katil olduğunu bağıran PHP üyelerinin, onun Benazir için yeterli koruma sağlayamamasından şikâyet ettikleri bilgisini veriyordu. Bu yanlış. Bu şekilde bağırıyorlar çünkü Müşerref'in Benazir'i öldürdüğüne inanıyorlar.
(31 Aralık 2007)

Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

Get Your Own Real Time Visitor Map!
hit counters