Türkiye'de
üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasına karşı çıkan laikler
şunu anlamalı: Eğitimli, dini bütün kadınlar, kadın düşmanı olan gerçek
İslamcılara karşı en iyi savunma. Laik kadınların, türbanlı
hemcinslerinin hayata tam katılım talebine karşı çıkmasıysa ironik
08/02/2008 (10 kişi okudu)
Grenville Byford
Kulağa
çok basit geliyor. Başörtüsü takmayı tercih eden genç kadınlar, ki
yüzde 60 kadarı tercih ediyor, bu halde Türk üniversitelerine
giremiyor. Türklerin büyük çoğunluğu yasağın kaldırılmasından yana ve
kısa süre önce yeniden seçilen AKP hükümeti (milliyetçi muhalefet
partisi MHP'yle birlikte) anayasayı değiştirmek için gereken üçte iki
oya kolayca ulaşabiliyor. Ancak mecliste bu hafta yapılan oylama sadece
bir başlangıç. Yasağın kalkmasına karşı çıkan Türkiye'nin yerleşik laik
azınlığı nuh diyor peygamber demiyor.
Geçen cumartesi Ankara'da düzenlenen başörtüsü karşıtı gösteriye
100 bin kişinin katılması kulağa inanılmaz gibi geliyor, fakat Türkiye
büyük gösterilerin ülkesi. Tahminlere göre geçen nisanda yapılan AKP
karşıtı gösteriye 500 bin kişi katıldı, ama bu AKP'nin seçimi rahatça
kazanmasını engellemedi. Gerçek mücadele başka yerde.
Ordu çatışmaya da karşı olabilir
Başörtüsü yasağını kaldırmak yönündeki mevcut girişim (ilk olarak
YÖK'ün yürürlüğe koyduğu bir düzenleme bu) ilk örnek değil. Başbakan
Turgut Özal da bunu denemişti ama Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve
mahkemelerin direnişiyle karşılaştı. Nihayet 1989'da Anayasa Mahkemesi,
kampüste başörtüsüne izin vermenin 'laiklik ilkesinin', yani
Anayasa'nın 2. Maddesi'nin ihlali olduğuna hükmetti. Söz konusu madde
Türkiye'nin 'laik' bir cumhuriyet olduğunu belirtiyor -fakat kavram
hiçbir yerde tarif edilmiyor. Laiklere göre, Anayasa'nın 4. maddesi 2.
maddenin değiştirilmesini yasakladığı için yasak kalkmış olmayabilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 1998'de başörtüsü yasağıyla
ilgili yapılan başvuru aleyhte kararla sonuçlanmıştı; memnun laiklere
göre, mahkeme bu kararla yasağı desteklemiş oldu.
Ancak aslında söylediği şuydu: Yasak 'başkalarının haklarını ve
özgürlüklerini korumak yönünde meşru amaçları gözettiği için' Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı değildi. Yasağın gerekliliği
konusunda Türk makamlarına yeşil ışık yakmayı reddeden mahkeme,
aykırılık kararı da vermedi -son derece şartlı bir destek söz
konusuydu.
AKP/MHP'nin şu anki planı, 'giyim kuşamlarından' dolayı hiçbir
öğrencinin üniversite eğitimi hakkının kısıtlanamaması amacıyla
Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerini değiştirmek. Anayasa Mahkemesi'nin
Anayasa değişikleri konusunda aykırılık kararı vermesi zor. Diğer
taraftan AKP ve MHP değiştirilemez 2. maddeye el atarsa (ki Anayasa
Mahkemesi'nin 1989 tarihli kararının mantığı uyarınca, yasağı kaldırmak
için bu maddeye gitmek zorundalar), ayrılık kararıyla
karşılanabilirler. Bir başka nokta da şu: 4. madde, 2. maddenin
değiştirilmesinin 'teklif dahi edilemeyeceğini' söylüyor ve Yargıtay
başsavcısı iktidardaki AKP'ye karşı kapatma davası açabileceği tehdidi
savurdu.
Peki ne olacak şimdi? Çatışmadan kaçınmanın birkaç yolu var.
Birincisi YÖK yasağı kaldırabilir -yeni başkanı bundan yana. Ancak
kurulun çoğunluğu başkanla aynı fikirde değil gibi görünüyor. Buna
alternatif olarak Anayasa Mahkemesi AKP/MHP'nin yapacağı değişiklikleri
görmezden gelebilir. Fakat yasağın kaldırılmasının ateşli karşıtı olan
laik muhalefet partisi CHP bir karar verilmesinde ısrar ederse
mahkemenin bunu yapması mümkün olmaz.
Yargıçlar 1989 hükmünü değiştirebilir elbette, fakat geçen yıl
cumhurbaşkanı seçmek için yeterli oy çoğunluğu konusunda (bir üyesi
hariç) hakikaten rezalet kararlara imza atan ve erken seçime yol açan
bir mahkemeden söz ediyoruz. Ordu bir çatışmadan kaçınmalarını
fısıldarsa çark edebilirler, fakat etmeyebilirler de. Reforma karşı
çıkan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 'ordunun tavrını herkesin
bildiğini' söylüyor. Fakat ordu reform kadar çatışmaya da karşı
olabilir.
Sorunu potansiyel olarak çözümsüz kılan şey, anayasadaki
değiştirilemez maddeler (toplam üç madde), yanı sıra mahkemenin söz
konusu maddeleri inanılmaz biçimde geniş yorumlaması. 1980 darbesinin
sonrasında dayatılan bu maddeler, askeri idarenin başka araçlarla
sürmesi anlamına geliyor. 1983'te yapılan referandumda anayasanın kabul
edildiği doğru, fakat gerçek bir tercih miydi bu? Kaldı ki demokrasi
bir neslin çocuklarını bağlayacak kararlar almasına izin verir mi?
Aslında yeni, daha liberal bir anayasa üzerinde mesai sürüyor, durumu
kurtarıcı bir çözüm buradan çıkabilir belki.
Azınlığın korumaya çalıştığı şey, modern Türkiye'nin kurucusu
Atatürk'ün toplumsal sözleşmesi. Atatürk kadınları genç cumhuriyette
aktif rol oynamaya teşvik etmiş ve seçkinler de 1920'lerin
modernitesiyle uyum halinde başörtülerini isteyerek çıkarmıştı. Hayata
katılmak gibi bir arzu sergilemeyen muhafazakâr kadınların kapalı
giyinmeye devam etmesine izin verildi. Herkes sözleşmeyi kabul etti.
Türkiye'nin giderek refaha kavuşan muhafazakâr iç bölgelerinden gelen
kızların eğitim ve kariyer arayışına girdiği 1970'lerin sonunda bu
durum değişti. Bu kızların çoğu, hayata katılım için başörtülerini
çıkarmayı reddetti. Yerleşik laik yapıya göre, o bildik İslamcı deve
kapıdan burnunu sokmaya başlamıştı. Buna göz yumulursa deve kısa süre
sonra tamamen içeri girecek ve bütün kadınlar örtünmek zorunda
kalacaktı. Ve bu sadece bir başlangıç olabilirdi. Sonuç: 1982'de
kampüslerde başörtüsü yasaklandı.
Gençler daha ılımlı
Laikler bir yanıyla haklı: Bir deve mevcut. Fakat İslamcı değil,
dişi bir deve bu. Örtünen kadınların öncüleri sadece üniversite eğitimi
istemiyor. Zaman içinde, kamu kurumlarındaki başörtüsü yasağı nedeniyle
mahrum bırakıldıkları adalet ve siyaset gibi işleri de talep edecek.
Zeki laikler, başörtüsünün sadece kampüste olduğu deneme dönemini, bir
kadının giyimini tercih edebilme hakkını koruyan ayrımcılık karşıtı
yasaları desteklemek için kullanırdı. Hatta bu bakımdan Başbakan
Erdoğan onların potansiyel müttefiki bile olabilirdi. Neticede
başörtüsü takmanın 'bir kadının tercihi' olduğunu söyleyerek liberal ve
dini açıdan tutarlı bir tutum sergiliyor. Laikler şunu da idrak
edebilir: Eğitimli, başarılı, dini bütün Müslüman kadınlar, iflah olmaz
kadın düşmanları olan gerçek İslamcılara karşı en iyi savunmadır.
Tuhaflık, başörtüsünün en keskin karşıtlarının laik kadınlar
olması. Bir Amerikalı, bu kadınların toplumda tam anlamıyla yer
alabilme talebinde örtünen kız kardeşlerini destekleyeceğini sanabilir.
Belki de bu destek gençlerden geliyor. Türkiye'de örtülü ve örtüsüz
kadınların kol kola dolaşıp başka yerlerdeki akranları ne yapıyorsa onu
yaptığı görüntüler yaygınlık kazanıyor. Türkiye'nin iyiliğini düşünen
herkes geleceği bu dostluk manzarasının belirlemesini umut etmeli.
Fakat öyle bir gelecek ne zaman gelecek? (4 Şubat 2008)