| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

Yazılar arşiv 01.2008 Other entries in 2008-01 resimler , videolar

Küresel insaniyet başlık bu işte

10 Ocak 2008


 huluengin@hurriyet.com.tr

Küresel insaniyet


MALÛM, her boy ve soydan küreselleşme karşıtları iki temel tezle ortaya çıkıyorlar.

Global gelişmenin hem yoksulluğu, hem de eşitsizliği artırdığını öne sürüyorlar.


İddialar doğru mu ve eğer doğruluk payı varsa da, gerçeği nereye oturtmak gerekiyor?

* * *

EVET, mevcut küreselleşme süreciyle birlikte belirli bir kesim fakirleşmektedir.

Ancaak, biline ki söz konusu kesim "üçüncü dünya" veya "geri kalmış ülkeler" diye adlandırılan ve insanlığın çok büyük bir bölümünü barındıran coğrafyada yer almıyor.

Tam tersine, bu sonsuz geniş insanlık aynı küreselleşme sayesinde zen-gin-le-şi-yor!

Yoksullaşan tarafı ise eski sanayi toplumlarının geleneksel proletaryası oluşturuyor.

* * *

ÖYLE ve de nitekim, "Renault" şirketi Brüksel’deki fabrikasını kapatıp bunu Bursa’ya taşıdığı içindir ki, Belçikalı işçi Noel hediyesi olarak plazma televizyon alamaz oluyor.

Yahut, Çin tersaneleriyle rekabet edemeyen "Davies" firması Quebec’teki kızaklarına iflas bandırası çektiği içindir ki, Kanadalı ustabaşı artık her yaz Bermuda tatiline çıkamıyor.

Fakat buna karşılık, Bursa’daki fabrikada ve Şanghay’daki tersanede çalışan eski köylü proleterleşme - şehirleşme sürecini yaşıyor. Evine buzdolabı, cebine de telefon koyuyor

Yani, sanayileşmenin kaymağını çoktan yemiş olan Batı ve onun "işçi aristokrasisi" kısmen fakirleşirken, Doğu ve Güney yarımküre küreselleşme sayesinde zenginleşiyor.

Ve bu açıdan bakıldığında da, globalizasyon karşıtlarının sözümona "sol" (!) nakarat tekrarlaması gerçekle bağdaşmıyor. Aksine, "Batımerkezci" ve "sağ" bir öz yansıtıyor.

Zaten, o Çin’in, o Hint’in, o Brezilya’nın eski köylü, yeni işçisine bir sorun bakalım.

Dünya standartlarına göre çok az ücretle dahi olsa, uluslararası bir holding tezgáhında çalışarak hayat standardını somut biçimde yükseltmeyi mi tercih edecektir?

Yoksa, "eşitlik"ten dem vuran anti-küreselleşmeci lafazanlığa mı bel bağlayacaktır?

* * *

OYSA doğru, küreselleşmenin gelir dağılımındaki eşitsizliği pekiştirdiği bir vakıadır.

Örneğin, Pekinli bir "kızıl milyarder"le ortalama Çinli arasında mevcut olan uçurum, Mao dönemindeki en ayrıcalıklı komünist bürokratla o Çinli arasında varolmuş eşitsizlikten sonsuz defa daha derindir. Aynı şey Hint, Brezilya veya Türkiye açısından da geçerlidir.

İnáyetli devlet ve asgari eşitlik güvencesini sağlamış Batı toplumları için de geçerlidir.

Evet, inkár eden çarpılır, yaşadığımız küreselleşme zengini daha zengin kılmaktadır.

Ancak, buradaki bam telini görmezsek, en hayati noktayı tamamen ıskalamış oluruz.

* * *

O da şu ki, evet zenginler şimdi daha zengindir, fakat fakirler daha fakir de-ğil-dir!

Hayır değildir ve de istatistikler ortadadır! Sarı Asya’dan Kara Afrika’ya, aynı küreselleşme sayesinde en az milyar insan "açlık sınırında yoksulluk" seviyesini aşmıştır.

Dün bin kazanan bugün milyon kazanmaktadır ama, bir kazanan da on kazanmaktadır.

Yani, bire bin eski eşitsizliğin şimdi bire yüz bin olduğunu varsaysak dahi, fakirlerdeki o on puan zenginleşme sonsuz geniş kitleleri kapsadığından, çıta artık yukarılara tırmanmıştır.

Şüphe yok, "ortalama insanlık" küreselleşme sayesinde, ondan önceki "ortalama insanlık"la kıyaslanmayacak oranda daha iyi yaşamaktadrıyor ve bunu da inkár eden çarpılır.

* * *

FAKAT tamam, tabii ki yukarıdaki uçurumu asgariye indirmek gerekmektedir.

Ama, sanayi devrimi başta tüm tarihi atılımların kutuplaşmalarla başladığı ve ortalama yükselişin daha sonra gerçekleştiği başka bir vakıadır. Tersini empoze etmek sı-fır-cı-lık-tır.

Dolayısıyla, zaten nesnel bir olgu olan küreselleşmeyi reddetmek çözüm getiremez.

Çözüm, sivri yanlarını törpüleyerek onu en mümkün mertebe insancıl kılabilmektedir.

LAİK-İslamcı kavgası olmasa...

[...] devamını oku

Washington'da bir akşam yemeği

Ergun Babahan ebabahan@sabah.com.tr Washington'da bir akşam yemeği Washington Amerika'nın başkentinin en güzel 5 veya 10 binasından birinde, özenle hazırlanmış bir masanın etrafındayız. Mermer sütunlu girişi, tik ağacından yapılmış zemini, etkileyici [...] devamını oku

Karga tulumba

Çetin Altan c.altan@prizma.net.tr Karga tulumba Bugün Mehmet Altan'ın doğum yıldönümü. Kendisi 1953'ün 10 Ocak'ında dünyaya gelmişti. Bendeniz o tarihte 26 yaşındaydım ve Ulus gazetesine günlük küçük fıkralar yazıyor, dünya edebiyatından öyküler çevi [...] devamını oku

PKK'nın silah ve terörüne geçit yok!

Hasan Cemal h.cemal@milliyet.com.tr PKK'nın silah ve terörüne geçit yok! Sözü uzatmak yersiz. Cumhurbaşkanı Gül'le Başkan Bush'un Beyaz Saray buluşması olumlu geçti. Bu konuda herhangi bir kuşku yok. Amerikan Başkanı, Ankara ne duymak istiyorsa hepsi [...] devamını oku

Gül CNN'e mülakat verdi

Gül CNN'e mülakat verdi "BUSH GÜÇLÜ TAAHHÜTTE BULUNDU" NEW YORK - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD Başkanı George W. Bush'un Türkiye ile birlikte PKK terörüyle mücadelede son derece güçlü bir taahhütte bulunduğunu, Beyaz Saray'daki görüşmele [...] devamını oku

"KİMSE TERÖRİST BİR ÖRGÜTLE DİYALOG ÖNERMEZ"

"KİMSE TERÖRİST BİR ÖRGÜTLE DİYALOG ÖNERMEZ" WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, ABD'nin, PKK'yı ortadan kaldırmak üzere Türk ve Irak hükümetleri arasında "siyasal diyalog" istediğini ve ABD hükümetinden hiç ki [...] devamını oku

Erdoğan hükümetin eylem planını açıkladı

Haberler   Erdoğan hükümetin eylem planını açıkladı "TCMB VE KAMU BANKALARI İSTANBUL'A TAŞINACAK"  Erdoğan hükümetin eylem planını açıkladı "TCMB VE KAMU BANKALARI İSTANBUL'A TAŞINACAK" ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Merk [...] devamını oku

medya dili çoook komedik

  kış kar feci  yolları kesti.     yaz fenâ kavuruyor susuzluk kapıda.   başka bildikleri yok.   karar verin  ne istiyonuz ki ne :))))  yorumsuz komedik medya   didim size medya bitmişdir.  " ALLAH interneti medyanın şerrinden korusun."    [...] devamını oku

Hristiyanlığın sembolu olarak kullanılan haçın tarihi Türklere kadar dayanıyormuş...

Hristiyan haçı Türk icadı   04 Ocak 2008 Cuma 14:08   Hristiyanlığın sembolu olarak kullanılan haçın tarihi Türklere kadar dayanıyormuş... Erzurum Atatürk Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Tahsin Parlak, halı ve kilim motiflerini araştırmak için gittiğ [...] devamını oku

Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

hit counters