| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

Yazılar

Lümpenleşen halkın dili...

 

Günün Sözü
Siyaset, başkalarına sezdirmeden değişme sanatıdır.
Andre Malraux
 
Tarihte Bugün

Takvimler 08 şubat tarihini gösterdiği zaman

...1956 yılında,
Ekonomik sıkıntılar nedeniyle gazetelerin sayfaları 6'ya indirildi.


1977 yılında,
İstanbul gazetelerinin fiyatı 2 liraya çıktı.

 

 


Lümpenleşen halkın dili...

Kalitenin devamlı düştüğü, zevksizliğin dibe vurduğu ülkemizde lümpenlik, toplumun her tabakasında süratle yayılıyor

 


 

KEMAL KURAK 

Yoldan geçen yüz kişiye sadece "lümpen" kelimesinin anlamını sorsak, eminim ki bu 100 kişinin en az 90'ı bu soruya cevap veremez. Bunda şaşılacak bir şey yok. Genellikle, solcu aydınlar tarafından kullanılan bu tabiri son yıllarda çok fazla duyar olduk. Neden acaba?
Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne göre "lümpen" kelimesi şu anlamlara geliyor: 1. Marksçılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan. 2. İçinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen, sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan. Başka bir sözlükte ise "lümpen" için "Düzenli işi olmayan ve siyasi sınıf şuuruna sahip bulunmayan yoksul kesim" deniyor. Kısaca "lümpen", toplumlarda sınıfını bulamamış küçük topluluklar. Bu anlama göre ülkemizde epey "lümpen insan" var, değil mi?
Bu yazıyı kaleme almamıza vesile olan şey, geçtiğimiz aylarda tiyatrocu Levent Tülek'in yazdığı Lumpen Sözlüğü adlı eserin gün geçtikçe değer kazanması. Çünkü, bugüne kadar "lümpen" denilen kesim hakkında toplu bir fikir veren bir çalışma, yapılmış değildi. Lümpenlerle ilgili sosyolojik bir eser yerine, doğrudan lümpenlerin diline dair bir kitabın yayınlanması son derece önemli. Kitabın diğer bir önemi şuradan kaynaklanıyor: İlk bakışta kitapta "lümpen" kesimin kullandığı kelimeler ve tabirler görülse de aslında her kesimden insanın söylediği kelimeler var. Sözgelimi fırça çekmek, kafana göre, gaza gelmek, sazan vs.

Herkesin dilinde
Evet, Lumpen Sözlüğü'nde yer alan kelimeler, ilginçtir ki, Cemil Meriç'in "Kanundan kaçanların dili" diye tabir ettiği argo kelimelere benzeyen, ancak argodan çok ayrı bir dile ait olan kelimeler. Bugün argo olarak bilinen kelimeler, yediden yetmişe herkesin dilinde. Aynı şekilde, lümpenlerin kullandığı kelimeler de gencinden yaşlısına, öğretmeninden öğrencisine, milletvekilinden bakkalına, gazetecisinden muhabirine, şarkıcısından seyircisine kadar çok geniş bir kitlenin diline dolanmış. Neden ama? Çünkü televizyon, cep telefonu ve internet gibi iletişim araçları sayesinde bu dil, ister bilinçli deyin, ister bilinçsiz deyin bir şekilde topluma benimsetilen bir dil haline geldi. Dikkat edin dizilerde, şarkılarda, gazetelerde, günlük konuşmalarda bu dil gün geçtikçe yaygınlaşıyor.
Tülek'in dediği gibi, yerleşik olmayan bir kültürün var ettiği bu dil, görünmez bir ağ gibi çevremizi sarıyor. "80'li yıllarda artan ve Özal döneminde doruğa çıkan umutsuz, politikasız, geçmişsiz ve geleceksiz kitlenin, günü yaşayan, köşeyi dönmek isteyen, kırla kent arasında sıkışıp kalmış insanların kodladığı bir dil bu." Bugün şehirlerde "sonradan görme" olarak tanımlanan kimselerin durumu, alt sınıf veya gecekondularda yaşayan ve "lümpen" diye anılan insanlardan pek farklı değil. Sözgelimi, "Oha olmak, kal gelmek, öğ gelmek, concon, tiki" gibi deyim ve kelimeler bu zengin lümpen gençler arasında türüyor. Kültür seviyesi yüksek insanlar arasında bile bu dilin konuşulduğunu görüyorsunuz. Lümpence kelimelerin bugün aydın diye gösterilen köşe yazarları, bilim insanları, öğretmenlerin de dilinden düşmemesi gelinen noktanın vahametini gösteriyor.
Ülkemizde lümpenleşme, henüz okul sıralarında başlıyor. Geleceğini göremeyen ve yönlendirilmeyen gençler, kendini çeteler içerisinde bulmaya çalışıyor. Edebiyattan bihaber olan gençlik, çok kısır ve argodan oluşan bir kelime hazinesi ile konuşuyor. Son yıllarda diziler ve internetin etkisiyle bazı ifadeleri yarı İngilizce, yarı Türkçe söyleyerek ucube bir şekle sokan gençleri anlamakta zorlanıyoruz.
Kimi zaman dilin canlı bir organizma olduğu ve zamanla evrime, değişime uğradığı söylenir. Evet, doğrudur bu. Tüketim kültürünün bir ürünü olduğu için bu kelimelerin kısa ömürlü olacağı ifade ediliyor. Oysa, Lumpen Sözlüğü'ne her geçen gün yeni bir kelime dahil oluyor. Düne kadar "ağır abi, canısı, elektrik almak, imaj yapmak, trip yapmak" gibi tabirleri kullanıyor muyduk? Dolayısıyla baktığımızda hal ve gidişin pek iyi olmadığını görüyoruz. Çünkü bu dil, artık sadece günlük bir iletişim dili değil ve hayatın her alanında kullanılacak kadar kanıksanmış durumda. Umutsuz, gayesiz, günü yaşayan, kısa zamanda zengin olmak isteyen ve kırla kent arasına sıkışıp kalmış bu kitlenin doğru ve temiz Türkçe kullanma diye bir kaygısı yok.
"Lümpen" kelimesi, sosyo-ekonomik açıdan en düşük sınıf olduğu kadar, popüler kültürün esiri olan ve ince zevk, estetik, sanat, kültür, medeniyetten yoksun zengin insanlar için de kullanılır. Aslında Türkiye'de şuurlu olarak içi boşaltılan nitelikli kültür yerine popüler kültür dayatılıyor. Kalitenin devamlı düştüğü, zevksizliğin dibe vurduğu ülkemizde lümpenlik, toplumun her tabakasında süratle yayılıyor. Türk toplumundaki yozlaşmayı süratle artıran bu sorun, zamanla Türkçe'de birbiri ardına yeni lümpence kelimeler çıkaracaktır...

 

İsmet Berkan Anayasa Mahkemesi'nin en zor sınavı

Anayasa Mahkemesi'nin en zor sınavı Mahkeme, 'Yetkim şekil şartlarını incelemekle sınırlı' derse, değiştirilemez maddeler bir anlamda sahipsiz kalır; aksi ihtimalde mahkemeye onaylatmadan anayasa değiştirmek artık mümkün olamayacak... 08/02/2008 (68 [...] devamını oku

Murat Belge 'Sorun'lar ve 'çözüm'ler

'Sorun'lar ve 'çözüm'ler Murat Belge 08/02/2008 (78 kişi okudu) Bugünlerde aklımdan geçirdiğim bir konuyu Ahmet Altan çarşamba günü Taraf'ta yazmış. Konu, sorun çözmek için hiçbir şey yapmama alışkanlığımızdı. Bir şey yapmayarak sorunu büyütme huyumu [...] devamını oku

Kimlik, vatandaşlık ve anayasa

Kimlik, vatandaşlık ve anayasa Anayasa'daki, 'Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür' ifadesi için istediğimiz kadar 'Kucaklayıcı bir terimdir' diyelim, bugün dikkate değer sayıda vatandaşa göre ifade, en iyi ihtimalle 'asimila [...] devamını oku

Uluslararası toplum can çekişiyor

Uluslararası toplum can çekişiyor 08/02/2008 (2 kişi okudu) HALİS ÇELEBİ  İran ne zaman ABD'nin dostu olur? 'ABD'nin cebine girdiği zaman'. İşte o zaman, İran dost ve demokratik bir devlet sayılır. Fakat 'Amerikan-Siyonist-İran çağı'nda yaşıyoruz. Za [...] devamını oku

Türkiye yabancılardan korkan 'mutlu' ülke

Türkiye yabancılardan korkan 'mutlu' ülke Toplumların zaman içindeki değişimini takip eden en geniş kapsamlı araştırmaya göre Türkiye mutluluk ve maddi tatmin oranı artan, 'kendine güvensiz' bir ülke! 08/02/2008 (12 kişi okudu) RADİKAL - İSTANBUL - T [...] devamını oku

Türkiye yabancılardan korkan 'mutlu' ülke

Türkiye yabancılardan korkan 'mutlu' ülke Toplumların zaman içindeki değişimini takip eden en geniş kapsamlı araştırmaya göre Türkiye mutluluk ve maddi tatmin oranı artan, 'kendine güvensiz' bir ülke! 08/02/2008 (12 kişi okudu) RADİKAL - İSTANBUL - T [...] devamını oku

Radikal İslam'a karşı eğitim hakkı

Radikal İslam'a karşı eğitim hakkı Türkiye'de üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasına karşı çıkan laikler şunu anlamalı: Eğitimli, dini bütün kadınlar, kadın düşmanı olan gerçek İslamcılara karşı en iyi savunma. Laik kadınların, türbanlı hemc [...] devamını oku

ÖSS KILAVUZU 14 ŞUBATTA ELE ALINACAK

BELÇİKA'DA TERÖRİSTLER SERBEST BRÜKSEL - Belçika adaleti, uzun yıllar süren bir yargılama sürecinin ardından geçen yıl ağır hapis cezalarına çarptırdığı, ancak adli bir hata nedeniyle kararlarını iptal ederek serbest bıraktığı terör örgütü DHKP-C üye [...] devamını oku

ERDOĞAN BİNADA İNCELEME YAPTI

Haberler    ERDOĞAN BİNADA İNCELEME YAPTI LUDWIGSHAFEN - Murat Muratoğlu bildiriyor - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya'nın Ludwigshafen kentinde, 9 Türk vatandaşının yanarak öldüğü binadaki incelemelerinin ardından, ''Acımız büyük, milletçe acı [...] devamını oku

Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

hit counters