| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

1 "arafat: marifet" etiketi kullanan gönderi "arafat: marifet" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Arafat: Marifet, irfan, itiraf, teâruf meydanıdır.


 

Arafat: Marifet, irfan, itiraf, teâruf meydanıdır.Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLUDiyanet İşleri Başkanı[18.12.2007 Mekke]

 

 

Yeri ve göğü yaratan, bizi sayısız nimetlerle donatan, mağfireti, rahmeti ve ihsanı sonsuz olan Rabbimize hamdolsun. İnsanlığın hidayet önderi, rahmet peygamberi, en güzel örnek, Muhammed aleyhisselâm’a, âline ve ashabına, bütün peygamberân-ı ızâma sayısız salât ve selâm olsun.

Ne mutlu bize! Hayat boyu hayalini kurduğumuz kutsal topraklardayız. Şimdi; Hz. Adem aleyhisselamdan bu yana peygamberlerin hatırası zihnimizde, Allah’ın Resulü’nün burada irat ettiği Veda Hutbesi kulaklarımızda yankılanıyor,

Şu anda burada, imanımızın tazelendiği, ibadet bilincimizin derinleştiği, din kardeşliğimizin duygu ve davranışlara döküldüğü, İslam dinine mensup olmanın onurunu; heyecanı, zahmeti, sabır ve hoşgörüyü, yalnızlığı, mahşer duygusunu iç içe ve lahza lahza yaşadığımız müstesna bir zaman dilimindeyiz.

Aziz kardeşlerim!

İhramlarımızı giyerken, ölmeden önce öldüğümüzü, dünyanın oyun ve eğlencesini terk edip dirilişe doğru bir kutlu yolculuğa çıktığımızı fark etmiştik. Tavafta farklı ırk, dil ve renkten müminler olarak Rabbimize dua ederken son hak din olan İslama mensup olmanın izzetini, İslam kardeşliğinin kopmaz bağını derinden hissetmiştik.

Şimdi, peşinde olduğumuz dirilişe doğru burada bir adım daha atacağız. Çünkü Arafat diriliştir. Arafat, Âdem ve Havva’nın çocukları olarak burada buluşup, kötü ve yanlış olan ne varsa onları geride bırakarak, bembeyaz bir sayfa açarak hayata yeniden başlamaktır. Bunun içindir ki, hac arafattır, Arafat hac demektir.

 

Muhterem kardeşlerim,

Hac esnasında yaptığımız her bir ibadetin bilinen ve bilinmeyen birçok anlamı ve hikmeti vardır.

Kâbe’yi tavaf; tevhidi, varlık aleminin ilahi iradeye boyun eğişini, râm oluşunu temsil eder. Arafat, huzuru ilâhîde olmayı, mahşeri hatırlatır bize. Arafat’tan seller gibi Müzdelife’ye akış ve orada yapacağımız zikir, dua ve istiğfar İslam’ın şeâirini ve dindarlık bilincimizi tazeler. Mina’da şeytanı taşlamak nefsin kötülüklerinden, dünyaya, maddeye, makam ve mevkiye bağımlılıktan, yani esaret zincirlerinden kurtuluşu anlatır bize.

Dilleri, ırkları, renkleri ve kültürleri farklı, fakat imanları ve gönülleri bir milyonlarca Müslümanın bir araya geldiği bu büyük günde, hac ihramıyla Arafat’ta bulunmak, müminler denizinde bir damla olabilmek ne büyük bir mutluluktur.

İşte bugün, ayrılıkları ve farklılıkları, kin, bencillik, dargınlık, kendini beğenmişlik gibi bütün kötü duyguları kalbimizden silmiş olarak Arafat’tayız. Hepimiz Allah’ın huzurundayız, kıyameti ve mahşeri hatırlatan ihramlarımız içinde Rabbimize dönüşün arefesindeyiz.

Değerli Kardeşlerim,

Şimdi, burada Allah Resulünün, on dört asır evvel yüz bini aşkın sahabeye hitap ettiği bir mekânda bulunuyoruz. Cebel-i Rahme’nin eteğinde, ırkımız, tenimizin rengi ve konuştuğumuz dil ne olursa olsun hep birlikte Hz. Adem ve Hz. Havva’nın çocukları, Hz. İbrahim’in davetlisi olarak Arafat’ta bulunuyoruz.

Arafat sadece bir tepe değil, taş, toprak hiç değil.

Arafat, ârif olmaktır; hakikati bilmek, tanımak, anlamaktır. Marufa, marifete, Marifetullah’a ermektir. Hayatın, var oluşun, yaratılışın nihaî anlamını kavramak, sıradan bir canlı olmaktan kurtulup en şerefli varlık oluşu ispatlamaktır.

Arafat, irfan meydanıdır. Arafat’a çıkmak demek, sadece kum tepelerini ve kayaları aşmak değil… Arafat’a çıkmak irfana ve ihsana, iyi bir Müslüman olmaya, ahlâkta ve dürüstlükte kemale ulaşmaya adım atmak demektir.

Arafat önce kendini bilme, kendini bulma çabasıdır. ve “Kendini bilen, Rabbi’ni de bilir” hükmünce, kendimizi tanıyıp Rabbimizi tanımadır.

Arafat, itiraftır… Günahları itiraf etme, günahlardan sıyrılıp gözyaşlarıyla arınabilmedir... Rabbimize verdiğimiz sözü hatırlama, bu tanımaya ve söze uygun davranma taahhüdüdür.

Arafat, teâruftur... Ayrılıkları ve gayrılıkları kalpten silip tanışmak, iyilik ve takva yolunda yarışmak ve birbirimizi insan olarak tanıyıp sevmek demektir. Gönüller arasında eşitlik ve kardeşlik köprüsü kurarak kaynaşabilmektir.

Değerli Hacılar!

Arafat’ta kalp ve tefekkür gözümüzü iyi açarsak, Kur’an’ın hayat veren davetini, Hz. Peygamber’in hikmet dolu sünnetini daha iyi anlar; insanlığın zulüm, haksızlık, bilgisizlik ve dalalet bataklığından, Resulün eliyle aydınlığa çıkarılışını daha iyi görürüz. O daveti kavrayabilirsek kabalığın yerini nezaket, kibir ve gururun yerini tevazu, bencilliğin yerini paylaşma, haksızlığın yerini adalet almadıkça olgun mümin olamayacağımızı fark ederiz.

Burası, kimilerinin yoksulluk ve yoksunluk çekerken, kimilerinin israf ve gösteriş içinde olmalarının Allah’ın rızasına uymayacağının, fakire, muhtaca ve haksızlığa uğramış olana yardım eli uzatmanın, hiçbir ayrım yapmadan insanı sevmenin, tabiatı ve çevreyi korumanın ve Allah’ın bahşettiği imkanları yerinde ve tasarrufla kullanmanın temel insani ve dini ödev olduğunun anlaşıldığı ve bunun eğitiminin verildiği yerdir.

Burası, hayatın geçici olduğunu ve geriye sadece hayırlı ve insanlık için yararlı amellerimizin kalacağını anlama, dirilişi, mahşeri, mahkeme-i kübra öncesi bekleyişi, ölmeden önce ölmeyi bilme, hesaba çekilmeden önce kendi hayatımızı gözden geçirip kendimize çeki düzen verme yeridir.

Değerli Müslümanlar!

Yaşadığımız hayat, bizi yakan güneş, dokunduğumuz taş ne kadar gerçekse, dünyanın ve insanın faniliği ne kadar doğruysa, din ve Allah’ın vaadi de o kadar haktır; ahiret hayatı ve orada Rabbimizin huzuruna çıkış da o kadar gerçektir.

Öyleyse gelin, zihnimizi her türlü dünyevî heveslerden arındıralım, İslam’ın dosdoğru yoluna bir daha sapmamak üzere girelim. Burada bütün samimiyetimizle elimizi, kalbimizi Allah’a açalım, annemiz, babamız için, ailemiz ve çocuklarımız için, milletimiz ve bütün insanlık için dua edelim

Üzerimizdeki ihramların beyazlığı şimdi içimize aksın, içimiz de kir ve kusurdan arınsın. Hayatımız boyunca bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahların ağırlığı altındayız. Affeyle bizi Ya Râb! Tüm günahlarımızı affet! Bir daha günaha dönmemek üzere bizi doğru yoluna ulaştır ve o yoldan hiç ayırma.

Hatalarımız çok. Fakat biz istiyoruz ki, Arafat bizim beratımız ve miracımız olsun. Bu zamanın, bu mekanın kıymetini bilelim ki haccımız, haccı ekber olsun.

Hacı Kardeşlerim,

Duamız odur ki, hac görevini ifa edip yurdumuza döndükten sonra da Arafat’ta, Harem-i Şerif’te kıldığımız namazlardan nasıl zevk aldıysak, yaptığımız tüm ibadetlerden aynı şekilde zevk alalım. Burada kazandığımız manevî güzellikleri ve dindarlık şuurunu ömrümüzün sonuna kadar hep koruyalım. Haccımız, bizim yanımızdan hiç ayrılmayan arkadaşımız ve hayat çizgimiz olsun.

İhramdan çıktıktan sonra da hayatımız boyunca manevî bir ihram elbisesi giymiş gibi, her gün Arafat’a çıkıyormuş gibi, Müzdelife’ye, Mina’ya akıyormuş gibi, imanda ve ikrarımızda sebat edelim, ilahi rızaya uygun davranalım ve öyle yaşayalım. Arafat bu anlamda bizim hayatımızda bir dönüm noktası olsun.

Aziz Müslümanlar!

Bu kutlu mekânda ettiğimiz dualar, Yüce Rabbimize gönlümüzden kopup yükselen yakarışlar, ümit ediyorum ki, bizlerin bağışlanmasına, tüm insanlığın kurtuluşuna bir vesile olacaktır.

Biz burada sadece kendimiz için değil, dünyanın dört bir yanında bulunan Müslüman kardeşlerimiz için ve bütün insanlar için dua edeceğiz. Günahlarımıza, bir daha dönmemek üzere tövbe edeceğiz.

Yüce Rabbimizden duamız, huzur ve barışı önce kendi iç dünyamızda yakalamak, adım adım onu dış dünyaya taşımak, şiddet ve terörün, her türlü ayrımcılığın ve haksızlığın yok olmaya yüz tuttuğu ve insanlığın birbirine sevgi ve kardeşlik elini uzattığı bir dünyada, gücün ve hırsın değil ahlakın ve yüksek insani değerlerin egemen olduğu bir dünyada, Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürmektir.

Tüm insanlığın, bir olan Allah’a ibadet etmenin güzelliğini, O’na bağlanmanın ve yalnız O’ndan istemenin özgürlüğünü, İslâm’ın insana kazandırdığı ve insanlığa bahşettiği değerleri fark etmesi temennisiyle sözlerimi bitirirken, bütün kardeşlerimin hac ibadetinin Allah katında makbul ve mebrur olmasını Yüce Mevla’dan niyaz ediyorum. Bugünden Bayramınızı tebrik ediyor, bayramın tüm İslâm âlemi ve insanlık için huzur ve barış getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.

 

 

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/default.asp

2007 YILI HACCI

ARAFAT VAKFE DUASI


Hac Dairesi Başkanı

18.12.2007, Arafat Mekke

Âmiiin!!!

***

Elhamdü li’llahi Rabbi’l âlemin,

Vassalâtü vesselâmü alâ Rasûlina

Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaiyn.

***

Alemlerin Rabbı, Rahman ve Rahim

Olan Ulu Allah!

Hamd senin, ni’met senin, mülk senin!

Bütün bunlarda eşin ve ortağın

yoktur senin!

Biz ancak sana ibadet eder,

ancak sana kulluk eder

ve ancak senden yardım dileriz!

Bizleri kendine lâyık kullar eyle,

Yâ Rabbi

***

tamamı link de

Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

Get Your Own Real Time Visitor Map!
hit counters