| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

1 "dev bir istihbarat operasyonu yapılıyor dedi ve ekledi: internet kabusa dönecek!" etiketi kullanan gönderi "dev bir istihbarat operasyonu yapılıyor dedi ve ekledi: internet kabusa dönecek!" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Dev bir istihbarat operasyonu yapılıyor dedi ve ekledi: İnternet kabusa dönecek!

 

 

Dev bir istihbarat operasyonu yapılıyor dedi ve ekledi: İnternet kabusa dönecek!

 

 

İnternet kabusa dönecek!

 


Denizlerde neler oluyor! Bu soru çok önemli ve inanıyorum çokça soracağız bundan sonra.

Çünkü okyanusların derinliklerinde olağandışı gelişmelere tanık oluyoruz. Birbirinden bağımsız gibi görünen, birbirinden çok uzak noktalarda meydana gelen ama nedense aynı sonuçlara yönelen zincirleme olaylar, bize göre, son derece korkutucu bir geleceğe ışık tutuyor.

İnsanoğlunun; devletler, ekonomi, siyaset, güvenlik, üretim ve tüketim üzerindeki bağımlılığının en yoğun olduğu bir çağda, bu bağımlılığın en zayıf halkasını hedef alan, bildiğimiz savaş örneklerinin çok dışında bir savaşın, enformasyon savaşının ayak seslerini işitiyoruz.

Birileri, denizlerin altında, o zifiri karanlıkta, en az o kadar karanlık şeylerle meşgul. Üstelik bu karanlık operasyonun tek hedefi, küresel savaş çağında, kapsamı ve süresi belli olmayan bu savaş çağında, yine aynı coğrafya. Bu yeni tür savaş, içinde bulunduğumuz coğrafyayı karanlığa gömmenin, diz çöktürmenin, dünyanın geri kalanıyla bütün iletişimini agresif biçimde kontrol etmenin, “hayır” diyebileceklere gözdağı vermenin tatbikatı niteliğinde..

Salı günü “Denizde ABD-İsrail sabotajı” başlığı altında özetledim. Başta İran olmak üzere, İsrail ve Irak dışında bütün bölge ülkeleri etkileyen, dünya ile iletişimini zora sokan, 30 Ocak'ta başlayıp hala devam eden, “kaza” olarak açıklanan ama kimsenin inanmadığı bir denizaltı operasyonunu haber verdim.

Dünyanın belli başlı bölgelerinde, birbirinden çok uzaklarda, Müslüman ülkelerin dünya ile iletişimini sağlayan fiber optik kablolar birbiri ardına kesilir oldu. O yazıda dört günde beş kablonun kesildiğini haber vermiştim. Ama sabotajlar devam ediyor. Şu ana kadar bilinen dokuz ayrı bölgede fiber optik kablolar kesildi. Hepsi de Kuzey Afrika'dan Malezya'ya kadar bütün ülkeleri etkileyecek nitelikte kablolar. Bu bölgelerin dünya ile iletişimin sağlayan hatlar.

30 Ocak: Mısır'ın İskenderiye açıklarında iki kablo kesiliyor. Aynı zamanda yine aynı bölgeden geçen, Fransa'nın Marsilya kıyılarına yakın bir kablo daha kesiliyor. Bu daha başlangıç. 1 Şubat: Süveyş Kanalı'ndan geçen kablo kesiliyor. İki gün sonra Basra Körfezi'nde Dubai'nin 55 kilometre açığında bir başka kablo kesiliyor. 3 Şubat: Katar ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki kablo kesiliyor. 4 Şubat: Basra Körfezi'nde Bandar Abbas yakınından geçen fiber optik kablo kesiliyor. Aynı gün Malezya'nın Penang adası açığından geçen fiber optik kablo kesiliyor.

Yani: Dünyanın en önemli iletişim hatlarından olan, internetten telefona, bankacılıktan havacılığa bütün iletişimi sağlayan şu hatların aynı günlerde kesilmesine ne diyebiliriz?

1-Marsilya-Fransa. 2- İskenderiye açıklarında iki kablo. 3- Dubai açıklarında bir fiber optik kablo. 4- Katar ve BAE arasındaki kablo. 5- Süveyş Kanalı'ndaki kablo. 6-Malezya, Penan açıklarından geçen kablo. Şu an bilinen dokuz tane fiber optik kablonun kesildiği. Daha rapor edilmeyen bir çok sabotaj olduğu söyleniyor.

Hepsi Müslüman ülkelerin iletişimini sağlıyor. Hepsi Müslüman ülkelere yakın denizlerde oluyor. İkisi hariç hepsi Müslüman ülkelere ait denizlerde oluyor.

Sonuç: İran'ın iletişimi tamamen durdu. BAE'de 1. 7 milyon, Hindistan'da 60 milyon, Pakistan'da 12 milyon, Mısır'da 6 milyon, S. Arabistan'da 4.7 milyon kişinin iletişimi kesildi.

Bütün bunların kaza olduğuna inanmıyoruz. Bunun mümkün olmadığını herkes biliyor. O zaman bunu adını ne koyacağız? Müslüman ülkeleri ve onların dünyanın belli merkezleriyle iletişimini hedef alan sabotajlar zinciri bu. Sanki ilk yoklama. Ne kadar yapılabileceğini, nasıl sonuçlar alınabileceğini, ne tür zararlar verilebileceğini ölçmek için denemeler.

Tam bu sırada bazıları gözlerini ABD'ye dikiyor. Tabi en yakın müttefiki İsrail'e. Özellikle USS Jimmy Carter isimli dev denizaltıya. Bu denizaltının benzer operasyonlara göre dizayn edildiği, şu an nerde olduğunun bilinmediği, Deniz Kuvvetleri'nin sitelerindeki bilgilerinin silindiği, Seewolf sınıfı diğer denizaltılardan çok daha büyük yapıldığı, denizaltı gözetleme ve benzer operasyonlara göre donatıldığı belirtiliyor.

Bir denizaltı istihbarat merkezi olan bu denizaltının bütün iletişimi kesebilecek ve yönlendirebilecek kapasitede olduğu belirtiliyor. Ancak operasyonun çok daha kapsamlı olduğu, bazı telekomünikasyon şirketleri, İsrail ve ABD istihbaratlarının ortak çalışmalarını içerdiği de iddia ediliyor. Tam da bu sırada, ABD Savunma Bakanlığı'nın “enformasyon savaşı”na ilişkin raporu dışarı sızıyor. Ne rastlantı!

Tam da bu sırada: İran Şubat ayında doların geçersiz olacağı petrol borsasını açacak. Petrol zengini ülkelerden oluşan Körfez İşbirliği Konseyi ortak para birliğini geçme kararı aldı. ABD'nin petrol zengini müttefikleri dolar rezervlerini azaltma kararı aldı. Rusya, kendi denizlerinde kablolarını korumak için askeri harekatlara başladı. Ekonomik savaş, dolar savaşı alabildiğine tehdit edici noktalara tırmandı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler'in Alman hatlarını kestiği gibi, Soğuk Savaş döneminde ABD'nin, Kuril Adaları'nda Sovyetler'e yapmaya çalıştığı gibi bir operasyon var ortada. Ama tarihte hiç bu kadarı olmamıştı. Bir adım sonrasında ne var?

Dev bir istihbarat operasyonu yapılıyor. Hedef ülkelerin en zayıf yönü vuruluyor. Bu, şimdilik bir tatbikat. Gerilim tırmanırsa çok daha kapsamlı olacak. Ortadoğu boyun eğmezse, parasını ve kaynaklarını vermeyi reddederse karanlığı gömülecek. Böyle bir tehdit bu. Ve bazıları için İran'a saldırının habercisi. İBRAHİM KARAGÜL - YENİŞAFAK

SİBER SAVAŞ PROVASI

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı içeren geniş bir coğrafyanın internet çıkışını sağlayan deniz altındaki fiber optik kabloların 'makul bir sebep' olmadan ardarda kesilmesi, 3. Dünya Savaşı'ndan İran operasyonuna kadar çok sayıda komplo teorisini gündeme taşıdı.

Geçtiğimiz hafta Kuzey Afrika'dan Ortadoğu ve Hindistan'a kadar çok geniş bir coğrafyada internet çıkışını sağlayan deniz altındaki fiber optik kabloların, uzmanları da hayrete düşürecek şekilde ardarda kesilmesi sabotaj ihtimalini akıllara getirdi. Türkiye'de ilk olarak Yenişafak Yazarı İbrahim Karagül'ün dikkat çektiği bu olağandışı gelişme, dünya basınının da gündemine oturdu. İngiliz The Times gazetesi, uzmanların, kabloların niçin kesildiğini hâlâ anlayamadığına işaret ederek, Türkiye'nin de dahil olduğu çok sayıda ülkede internet trafiğini etkileyen bu durumun, sabotaj ihtimaline güç kazandırdığını yazdı. Başlangıçta olayın bir kaza olduğu ileri sürüldü. Ancak Mısır hükümeti bölgede deniz trafiği olmadığını açıkladı. Bunun üzerine bölgedeki bir depremin 0kablolarda hasara yol açtığı öne sürüldü. Ancak kabloların koptuğu alanda geçen hafta herhangi bir deprem kaydedilmedi. Kopan kabloların sahipleri ve ortakları arasında Flag Telecom, France Telecom ve Verizon var. Gazeteye bilgi veren Flag Telecom'dan bir yetkili, “Herkes bunun bir gemi kazası olduğunu söylüyor. Ancak bunların tamamı spekülasyon. Ne olduğunu henüz bilmiyoruz” dedi.

İNTERNET DÜŞMAN SİLAHI

Uzmanlar, terör örgütlerinin deniz yatağının yüzlerce metre altındaki kablolara sabotaj yapacak donanıma sahip olamayacaklarını belirtiyor. Savaş karşıtı internet sitelerinde yer alan yorumlarda, geçtiğimiz günlerde Pentagon'a ait gizli bir belgede, 'internetin düşman silahı' olarak görülmesi gerektiğinin yazıldığına işaret edilerek, ABD yönetiminin, geniş çaplı muhtemel 0bir savaş halinde internetin bloke edilmesine yönelik tatbikat yapmış olabileceği ileri sürüldü. Kazaların, İran'a yönelik olası operasyona hazırlık olduğu da revaç bulan teoriler arasında yer alıyor.

Ajan denizaltı nerede?

ABD ordusunun denizaltındaki 'casus makinesi' USS Jimmy Carter'ın nerede olduğunun bilinnemesi de kopan kablolarla işgli soru işaretlerini artırıyor. Diğer nükleer denizlatılardan çok farklı özellikler taşıyan USS Carter, denizlatı casusuluğu da dahil çok çeşitli savaş görevlerini yerine getirebilecek kapasiteye sahip. ABD Deniz Kuvvetleri'nin internet sitesinde de, USS Carter'a ait bilgiler yer almıyor.

İletişimde en son teknoloji

İletişim teknoojisinde yaşanan gelişmelerin ardından fiber optik, iletişim ağlarında yaygın biçimde kullanılarak bakır kabloların yerini aldı. Fiber, ışık kaynağından gelen sinyallerin hedefteki kaynağa iletilmesi. Fiber'i kaplayan kablolar ise ışığı taşıyan camın kırılmasına ve sinyal kaybına karşı bir koruma görevi üstleniyor. İnsan saçı boyutlarında olan fiberler, kırılma ve sinyal kayıplarına karşı çok iyi korunuyor.

08.Şubat.2008 02:17:14

Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

Get Your Own Real Time Visitor Map!
hit counters