| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

1 "enerji kavgas? enerji kavgas? – ??" etiketi kullanan gönderi "enerji kavgas? enerji kavgas? – ??" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

ENERJİ KAVGASI ENERJİ KAVGASI – II

 

Ataman Aksoyek
   
  Ataman Aksoyek

ENERJİ KAVGASI

Son dönemde, gazetelerde, ajans ve araştırma kurumlarının bültenlerinde petrol fiyatları ve enerji sorunu oldukça geniş yer almaya başladı.
Uluslar arası Enerji Ajansı, “talebin üretimden fazla olmaya devam etmesi nedeniyle önümüzdeki beş yıl içinde petrol sıkıntısı yaşanabileceği” uyarısında bulundu.

BBC’ye mülakat veren, konuyla ilgili bir de rapor yayınlamış olan Davit Fife, “uluslar arası şirketlerin petrol kaynaklarına ulaşım konusunda hem siyasi hem de teknolojik zorluklar yaşadığını” söyledi.

Petrol 96 doları geçti. Böylece petrol fiyatları son bir yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu eğilimin sürmesi durumunda petrol fiyatının gelecek günlerde 100 dolar sınırına yaklaşacağı” belirtiliyor.

“Kışın yaklaşması endişeleri körüklüyor.”

“Dünyanın en büyük enerji tüketicisi olması nedeniyle, Amerika’nın stoklarındaki düşüş tüm dünyada kaygı yaratıyor.”

İstenirse bu başlıklar çok daha uzatılabilinir

19. yüzyılda, İngiltere Amiralliği Birinci Lordu, “Petrole sahip olan Dünya’ya sahip olur” derken, çok yerinde bir öngörüde bulunmuş. Churchill’in “Bir damla petrol, bir damla kandan kıymetlidir” sözcüğünün emperyalizmin bakışını yansıttığını günümüzde yaşayarak görüyoruz.

Endüstrinin, ekonominin ve askeriyenin tarihini anlatan kitapların sayfalarını çevirdiğinizde enerjiden pek söz edilmediğini görürsünüz. Halbuki, 19. yüzyıldan buyana, uluslararası ilişkilerde enerji, hep arka planda kalan, baş aktör olarak vardı. Enerjiye sahip olan, endüstride, ekonomide ve askeri güçte daha baskın çıkıyordu.

İlk enerji maddesi olarak ortaya çıkan “kömür” oldu. Kömür’e yaygın olarak kullanmaya başladığı dönemde “Endüstrinin Ekmeği” denmesi boşuna değildi. Trenler onunla işliyordu. Fabrikalardaki makineleri o işletiyordu. Aydınlanmayı o temin ediyordu. Yolların yapılmasında gerekli olan madde ondan üretiliyordu.

Kömürün ilk kez yaygın olarak kullanılması buhar makineleriyle İngiltere’de başlandı. İki olay üst üste gelmişti. Buhar makineleri ve kömür. İngiltere, önemli kömür kaynaklarına sahipti. Çıkarılması kolaydı ve çok kısa zamanda önemli bir ihracat kalemi oldu. İngiltere, 1886 yılında dünya kömürünün % 40’ını sağlıyordu, dünyanın gereksediği enerji kaynağını elinde tutuyordu. 19. uncu yüzyılın sonunda, dünyada kullanılan kömürün 15’i ülkelerin dışından temin ediliyordu. Bu ithal edilen kömürün % 50’sini İngiltere sağlıyordu.

19. asır kömür yüzyılı oldu. Talep, 1820 yılında 365 milyon tona çıktı. 1913 yılında, kömür, uluslararası ticaretin % 92.6’sını oluşturuyordu. (revue de l’énergie no. 442) 1870 yılındaki Kömür madenleri krizi, fiyatı bir misli fırlattı. İngiltere’nin üretimi 1887’de 240, 1902’de 480 milyon tona çıktı. Daha sonra kömür’ün ocaklarının daha ekonomik şekilde işletilmesi ve kullanılması üretimdeki bu tırmanmayı durdu. Üretimin gerilemesinin sebepleri arasında hidroelektrik ve petrolün kullanılmaya başlaması da vardır. Üretilen elektriğin nakil hatları ile, çok kısa zamanda, çok düşük miktarda bile olsa, nakli de yeni olanaklar getiriyordu.

1859 yılından itibaren çok uzun yıllardan bu yana yol yapımında ve ilaç olarak kullanılan petrol enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlandı. Petrol, gemi, kamyon, araba motorlarında, aydınlamada kullanılmaya başlamasıyla çok kısa zamanda daha fazla aranmaya başladı. Endüstride öne çıkmış, John D. Rockfeller, Marcus Samuel, William d’Arcy gibi isimler, petrolün musluğunu ele geçirmeye başladılar. Standart Oil, Royal Dutch, Shell, Anglo- Persian gibi şirketler petrol pazarını ele geçirmeye koyuldular.

1914 yılından evvel kablolarla başlayan elektrik nakliyatı hemen gelişmedi, çok sınırlı olarak kullanıldı. Daha sonra, General Electric, Westinghaus, Siemens, AEG (Allegemaeine Elektrizitäts Gesellschaft) kuruluşlarının elektrik üretimi ve nakli için yaptığı buluşlar ve ürettiği aletlerle bu alanda gelişme görüldü.

19. yüzyılın sonlarında ABD ve Fransa’nın ürettiği motorlu araçlar emekleme aşamasındaydı. Yeni gelişmekte olup, zaman içinde spor araçları olmaktan ulaşım ve savaş araçları olmaya başlıyordu. Askeri gemiler, ticari gemilerden daha önce, motorla işler hale geldiler. Uçaklar da başlangıç günlerini yaşamaktaydılar.

Kömürün aksine, kendi topraklarında petrolün bulunmadığı ve bu ham maddenin önemini kavrayan İngiltere, başka topraklardaki petrole el koymak için politikalar üretmeye başladı. İlk olarak, 1914 yılında İran’daki enerji kaynaklarına yatırıma, bunları kontrol etmenin yollarını aramaya yöneldi. Bunu, uluslararası rekabetin kızıştığı yer olan, Osmanlı İmparatorluğu içindeki, Mezopotamya takip ediyordu.

İki dünya savaşı arasında, kömür, uluslararası ticaretteki, enerji temel maddesi olarak % 70’lik yerini kaybederek % 40’lara indi. Özellikle 1929 “kömür krizi” bu değişimde önemli bir rol oynadı. Kömür, yerini 1920’lerden itibaren yükselmekte olan petrole bırakmaya başladı.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkelerin petrolle ilişkili politikalarında değişiklik oldu. ABD; her zaman olduğu gibi, devlet tarafından korunan ve desteklenen özel firmalara, Avrupa, devletin ağırlıklı veya hakim olduğu milli şirketleriyle petrol piyasasında mücadeleye girdiler.

Petrol gereksinimi, 1919 ile 1924 ve 1924 – 1939 yılları arasında ikiye katlandı. ABD şirketleri Güney Amerika, Orta Doğu’ya yerleşmeye başladılar. İran ve Irak petrolleri İngiliz ve Fransız şirketleri tarafından işletiliyordu. Ancak, zamanla ABD’nin diplomatik baskıları karşısında buralarda da geri adım attılar. ( San Remo Konferansı ; 19 – 25 / Nisan 1920)

Mezopotamya’da topraktan çıkan alevler ve asfalt Asuriler zamanından bu yana biliniyordu. Asuriler gölcükler halinde bulunan asfaltı yol ve bina yapımında kullanıyorlardı.

1872 yılında, İran Şahı Baron von Reuter’e topraklarında petrolü çıkarmasına izin verdi. Bu izin 1889’da 19 yıl için uzatıldı. O yıllarda, Fransız Arkeolog Jacques de Morgan ve Jeolog Édouard Cortes bölgeden memleketlerine geri döndüler ve bölgede petrol olduğunu ilgililere duyurdular ama pek ilgilenen olmadı. Ancak, bu bilgiyi Kanadalı William Knox d’Arcy kullandı ve Şah’tan, 1901 yılında bütün İran’da (Kuzey Rusya sınırı hariç) petrol arama ve çıkarma izni aldı. Bu buluş ve izin İngiltere’yi endişelendirdi ve gemilerinde kömür yerine petrol kullanmaya başlayan, Birinci Deniz Lordu Fisher’in girişimiyle, Knox d’Arcy’nin işletmelerini korumak için askeri birlik yolladı.

1892’de İngiltere, Bahreyn Şeyhi ve 1899’da Kuveyt Şeyhi ile protektora anlaşmaları imzaladı ve bu anlaşmalar 29 Temmuz 1913’te Osmanlılar tarafında da tanındı. İngiltere Hükümeti’nin göstereceği kişilere petrol arama ve çıkarma izni verilecekti.

Daha sonra 26 mayıs 1908’te Golf bölgesinde de petrol bulundu. İlk defa, 1927 yılında, Gürgür Baba’da gaz çıktığında yaşanan kazada iki Amerikalı ve üç Iraklı hayatlarını kaybetti. Buna rağmen, takip eden üç- beş ay içinde Kerkük bölgesi yeni bir Petrol şehri Eldorado’yu andırıyordu. 1930’lu yıllarda 20 yerden petrol üretilmekteydi. Takip eden yıllarda Rusya’da, Endonezya’da, İran’da, Venezüella’da, Irak’ta, dünya ekonomisinin tayin edici maddesi haline gelen, kara altın üretilmeye başlandı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İran, Mezopotamya ve Arap Yarımadası dünya jeopolitiğinin temel ağırlık noktaları haline geldi.

1908 yılı haziran ayı içinde Bahkhtiari Oil Company ve d’Arcy’nin First Explotation Companie’si, Burman Oil Company (AIOC) ile anlaşarak 14 Nisan 1909 tarihinde Anglo-Persian Oil Company’sini (APOC) kurdular. 1935 yılında kuruş, Anglo- Iranian ismini, 1954 yılında British Petroleum (BP) ismini aldı.

İran’da üretilen petrolün önemine bağlı olarak Abadan Rafinerisi kuruldu.

1907 yılında, Rusya yaptığı anlaşmalarla nüfus alanını Afganistan üzerinden Hindistan’a doğru genişletti.

Almanlar ise, 1888 – 1903 yılları arasında, Osmanlı İmparatorluğu ile aşama aşama yaptıkları Bağdat Tren Yolu Anlaşmaları ile etkinliklerini bölgeye taşıdılar. Anlaşmanın 22. maddesine göre tren hattının sağında ve solundaki 20 km alanda da yer altı zenginliklerinden yararlanabileceklerdi. Almanların yaptığı anlaşmaya göre Bağdat ve Musul’daki zenginlikleri işletme hakkı da onlara veriliyordu.

Osmanlı topraklarının zenginliklerinden yararlanmak isteyen sadece Almanlar değildi. ABD-Colby Chester de 1908 yılında bütün Osmanlı topraklarında arama ve üretme iznini elde etti. Bu gelişmeler İngiltere İmparatorluğu’nu endişelendirmekteydi ve çıkarlarının savunulması yatırımların yürütülebilmesi için İstanbul’a Anglo-Ottoman Bankası’nı kurmak amacı ile, Sir Ernest Cassel’i ve onun refakatinde, bir Osmanlı vatandaşı olan, Calouste Sarkis Gülbekyan’ı yolladılar.

Gülbekyan, tüm ticari anlaşmaları bırakarak, daha jeopolitik içeriği olan, bir yerde Amerikalıları dışlayan, yeni ortaklıklar kurma yolunu tuttu ve 1907 yılında Royal Dutch, Petroleum Company ile Shell şirketlerinin birleşmesini sağladı. Gülbekyan, bu gelişmeyle İttihatçılar ile Avrupalıların çıkarlarını birleştirdiğini ileri sürüyordu. (Bu arada, Gülbekyan’nın çıkarılan her damla petrol’den yüzde aldığını da unutmamak gerek)

İttihatçılar, Padişah’ın yabancı şirketlere verdiği bütün izinleri iptal ederek, Gülbekyan’ın önerileri istikametinde 1911 yılı başında, Alman Sermayesinin ağırlıkta olduğu, (Deutsche Bank) “Banque Impérial Ottomane”dan temin ettikleri fonlarla Turkish Petroleum Company’yi kurdular.

4 Ağustos 1914’te dünya savaşının başlamasıyla, savaşın ağırlığı Petrol bölgesine taşındı. Bu bölgedeki savaşın büyük ağırlığını da Osmanlılar taşıdı.

1917’de İngilizler, bölgedeki malubiyetlerinin acısını, bölge Araplarının başkaldırmalarını sağlayarak, Bağdat, Musul Kerkük’ü işgal ederek çıkardılar. Genç Sovyetler Birliği de 1918’de Azerbaycan’daki petrol kaynaklarını ele geçirdi.Birinci Dünya Savaşı ile 40 milyon ton olan petrol üretimi, 1921 yılında % 130 arttı. Royal Dutch Shell şirketinin kar dağıtımı 1914 – 1919 yılları arasında dörtle katlandı. Bölgenin petrol dağıtımı San Remo konferansında kesinleştirildi. Fransa, petrol pazarını İngilizlere açıyordu. Amerikalılar bu paylaşımda saha dışına düştükleri için çok kızgındılar ve genç Türkiye Cumhuriyetinden gerekli desteği bulamayınca, karşılarına aldılar.

Ordular savaşırken, diplomatlar da, Orta Doğu, Doğu Anadolu ve Mezopotamya’nın (Osmanlı Toprakları’nın) paylaşmasını düzenleyen ve 1920 yılında San Remo anlaşmasıyla değiştirilen, Gizli Picot- Sykey Anlaşmasını (9 Mayıs 1916) hazırlıyorlardı. Daha sonra, Çarlık döneminde imzalanan bu gizli anlaşma Sovyetler Birliği tarafından açıklandı. Bu anlaşmaya göre, Suriye, Doğu Anadolu, Musul Fransızlara, Filistin, Mezopotamya, Arap Yarımadası İngilizlere, Kuzey bölgesi Ruslara bırakılıyordu.

Bütün bu hesaplar, bu anlaşmaları tanımayan Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile bozuldu.

Birinci dünya savaşı sonunda bölgedeki etki alanları değişmişti. Fransızlar ; Lübnan’ı, Suriye’yi, İngilizler Filistin’i, Irak’ı ve Ürdün’ü kontrolleri altına almışlardı. İngilizlerin müttefiki Şerif Hüseyin Hicaz’dan kovulmuştu. 1925 yılında, yerine, rakibi, Necid Abdülaziz İbn Suud geçirilmişti. Kral Suud, Bölgede Amerikalıların çıkarlarının savunucusu olacaktır.

Mezopotamya’da yeni bir petrol çıkarma izni anlaşması Hüseyin’in oğlu, yeni Irak Kralı Faysal ile yapıldı. Uygulanan yöntem, Osmanlı topraklarını bölünüyor, kukla krallar iş başına geçiriliyor ve onlarla üretim anlaşmaları yapılıyordu. Parantez içinde eklemek gerek, bu yöntem temelinde renkli devrimlerle devam ettirilmeye çalışılması yanında, zenginlikler, devlet yapısına dokunulmadan, özelleştirmelerle, kaynaklar ele geçirilerek devam ettirilmeye çalışılıyor. Amaçlar aynı ama yöntemlerde yenilikler getirildi. Eğer, ülke içinde kendilerine karşı çıkanlar olursa onlarda “demokratik” yollarla tasfiye ediliyor.

1927’de başlayan çalışmalar ile, Mezopotamya’da başlayan üretim hızla arttı ; Türkish Petroleum Company içindeki hisse senetleri Anglo-Persian Oil % 23,7, Royal Dutch Shell % 23, 75, La Compagnie Française des Pétroles % 23, 75, Near East Development Corporation (Mobil + Esso) % 23, 75 olarak paylaşıldı. Gülbekyan % 5’ini almaktaydı.

Yeni gelişmeler 31 Temmuz 1928’te, 1948’e geçerli kalacak Ostende’de yapılan bir toplantıdan sonra, İskoçya’daki ”Achnacarry” (Bu şato, ikinci Dünya Savaşı’nda, Filmlerde gördüğümüz, İngiliz deniz komandolarının yetiştirildiği üst olacaktır) şatosunda, çizgilerini (Red Line) Gülbekyan’ın çizdiği bir anlaşmayla kartel haline dönüşüldü (27 Eylül 1928). ABD’nin ¼ hisseyle katıldığı Kartel, 1948 yılına kadar sürecek olan dünya petrol pazarına hakimiyetini kurmuştu.. Eski Osmanlı toprakları olan bölgede, petrol ortak olarak çıkarılacaktı, diğerlerinin mutabakatı olmadan, tek başına yeni kuyu açılmayacak, kartel’in dışındakilere çalışma olanağı tanınmayacaktı.

1929 yılında, Irak’ta üretilen petrolün denize taşınması konusunda sorun çıktı. İngiltere ve Fransa kendilerinin hakim oldukları topraktan geçirmek istiyorlardı. Sonunda Kerkük’ten Haddiye’ye tek kanal, oradan Şamtrabulıusu’na ve Hayfa’ya iki kanal uzatılmasıyla sorum çözüldü. Çalışmalar 1932 yılında başladı. Yılda dört milyon ton Irak petrolü, Temmuz 1934’te Şamtrabulıusu’dan, beş ay sonra da Hayfa’dan Akdeniz limanlarına akmaya başladı.

İran petrolünün çıkarılması artarak çıkarılmaya devam ediyordu. 1912 yılında 430 bin ton, 1918’de 2 milyon ton, 1939’da 9.600.00 ton’a ulaştı. İngiltere, duruma daha rahat ve emin bir şekilde hakim olabilmek için, 1921 Şubatında yaptırdıkları, İngiliz askerlerinin de katıldığı bir darbe ile Rıza Şah’ı İran’ın başına getirdiler. 1925 yılında “Kralların Kralı” unvanını alan Şah Rıza, Pehlevi Hanedanlığı’nı kurdu. Ancak, ülkesinin zenginliklerinden yararlanarak, İran’ı, mümkün olduğu kadar çabuk, geliştirmek, çağdaş hale getirmek isteyen Şah Rıza’nın projeleri İngilizlere uymuyordu. Şah Rıza, 1932 yılında, Anglo-Persian Oil Company’ye verdiği işletme haklarını geri alacağını ilan etmesi üzerine, başlayan İngiliz tehditlerini önlemek için, 25 Ocak1919 Paris Konferansı akabinde, İsviçre’de kurulan, İkinci dünya Savaşı’ndan sonara Birleşmiş Milletler’ dönüşecek olan Cemiyet-i Akvam’a (Milletler Cemiyeti) başvurdu. Çelişki, 1933 yılında, ülkesinin payının artırılması, İngiltere’nin işletme hakkı süresinin 1965 yılına kadar uzatılması uzlaşması ile son buldu.

Arap Yarımadası’nda, Vahhabi Abdülaziz bin Suud’a kurdurulan krallık ile petrol paylaşımı alanında önemli değişmeler oldu. Suudi Arabistan Krallığı’nın kurulmasından bir yıl sonra, 29 Mayıs 1933’te bin Suud ile, daha sonra ARAMCO (Arabian and American Oil Company) olacak, (Standard Oil of California) SOCAL arasında evvela 728 000 km2, daha sonra 1 140 000 km2’e çıkarılacak genişlikteki arazi üzerinde araştırma yapma hakkı veren anlaşma yapıldı. 1938’de, Ras Tanura limanına yılda yarım milyon ton petrol akmaktaydı.

Suudi Arabistan, petrol pazarının önemli aktörlerinden birisi haline gelmişti. 1949 (Şubat) yılında, Roosevelt ile Kral Suud arasında, Süveyş Kanalı’nın üstünde “Quincy” isimli bir gemide yaptıkları anlaşma ile, ABD, Suudi petrollerini tek başına kontrol eden ve krallıkla özel ilişkileri olan ülke haline geliyordu.

ABD, 1946 yılında, 1928 yılında Kartel’in koyduğu kırmızı çizgileri tanımadığını ilan etti.

Bunu Katar’da çıkan petrol takip etti. Bu döneme kadar, bölgede, paylaşım dışında tutulmaya çalışılan ABD, petrol pazarında önemli yer tutmuş oluyordu.

1951 yılında İran’da, seçimle başbakan olmuş olan Muhammed Musaddık İran petrollerini millileştirdi. Rıza Şah hükümdarlığını oğlu Rıza Şah’a terk etmişti. Genç Şah ile Musaddık arasında çıkan uzlaşmazlık sonu, genç hükümdar ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Amerikaların yardımını alarak, Ajax askeri darbesi ile ülkesine dönen Şah, Musaddık’ı evvela hapsetti. Daha sonra mahkum olduğu “ev hapsinde” ölen Musaddık, evinin yemek salonun altına gömüldü.

ABD, o döneme kadar bir İngiliz bölgesi olan İran’ı da etkisi altına alıyordu.

1956 yılında, Sinai savaşı sırasında, Iraq Petroleum Company’nin pompa istasyonları tahrip edildi ve 1958’de askeri darbeden sonra da millileştirildiler. Ancak, petrol pazarına hakim olan, Kartel, Suriye’nin bir başka ortak bulmasını engelledi.

1961 yılında, İngiltere’nin; Irak’ın kendi tarihsel bir parçası saydığı, Kuveyt’e bağımsızlık vermesi Irak tarafından kabul edilmedi. Ancak, Irak’ın zora başvurma eğilimleri İngiltere tarafından önlendi.

1967 yılında, “6 Gün Savaşı” sırasında, General Arif, İsrail’e yardım ettiği gerekçesiyle Iraq Petroleum Company işletmelerini askerle işgal etti ve ambargo koydu. Ambargo, aynı yıl Eylül ayında yapılan Hartum, Arap Ülkeleri Konferansı’nda kaldırıldı. Kasım ayında, Irak, o dönemde ulusal bir şirket olan, Fransız ELF şirketi ile anlaştı.

1969 – 1973 karmaşık ve bunalımlı dönemlerdir. Suriye ve Irak’ın petrol kaynakları ve ulaşım hatlarının ulusallaştırılması krizinde, sorunlar değişik uzlaşmalarla aşıldı. Bazı ulaşım hatları ve pompaları Habbaş’ın grubu tarafından tahrip edildi.

1956, 1967 ve 1973 yıllarındaki İsrail – Arap savaşlarında petrol bir silah olarak kullanılmaya çalışıldı. Bütün bunlar petrolün fiyatını arttırmaktan başka bir işe yaramadı.

Petrol fiyatını 5 doların altına düşme eğiliminin başlaması üzerine, İran ve Venezüella’nın girişimiyle 14 Eylül 1960’da Bağdat’ta bir araya gelen beş (Suudiler, İran,Irak, Kuveyt, Venezüella) devlet (devlet üye idi) ortak oldukları OPEP (Organization of Petroluem Expoting Contries) diye bir kartel kurdular. Daha sonra bu kartel’e diğer petrol üreten ülkeler de üye olacaktır.

Petrol ülkeleri gelirlerini değişik şekillerde kullanmaktaydılar. İran, Irak ve Suriye, değişik şekillerde artan petrol gelirlerini ülkenin gelişmesi ve güçlenmesi harcama yolunu tercih ederken, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri petrol gelirlerini daha çok ABD olmak üzere Batı’ya yatırmayı tercih ediyorlardı. O güne kadar Arap ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, Arap ülkelerinin başını çeken Mısır, Suriye, Irak yanında Suudi’ler de, zenginlikleri ile yer aldılar. (Mısır, Suriye ve Irak’ta geniş bir aydın kitlesi olmasına rağmen Suudi Arabistan bu alanda da “çöl”dü)

Sünni bir ülke olarak görülen Irak, ağırlık ve etkileri artmış olan, Suudiler ve Golf ülkeleri tarafından desteklenerek, 1973 devrimiyle bölgede özel bir yer alan Şii İran’ın genişleme eğilimlerinden rahatsız olmaya başladılar. İranlı Mollalardan ABD de rahatsız olmaktaydı ve Irak’ı İran’a saldırmaya teşvik etmekteydi. İsrail ile yakın ilişkilerini sürdürürken İran’a da roket satmaktaydı. 3 kasım 1987’de Lübnan’da yayınlanan “Al Shiraa” gazetesinin yayınlarından sonra “İrangate” skandalı patlak verdi. Başkan Reagen evvela haberi yalanladı, daha sonra çıkıp kabul etmek zorunda kaldı.

ABD, Irak’ın bölgede yeni bir düzen kurabilecek olan güç olduğuna inanıyor ve İran’a karşı destekliyordu. Irak’ın Kuveyt’e saldırısından evvel, Saddam Hüseyin’i ziyaret eden, ABD Büyükelçisi April Glaspie, ABD’nin “bölgede bir Arap çözümünden yana olduğunu” söyledikten sonra tatile çıktı. Bu mesajı, ABD’nin yeşil ışığı olarak gören Saddam Hüseyin, Irak’ın tarihsel bir parçası olarak gördüğü, Kuveyt’e yürüdü.

Çöl Fırtınası”, Baba Bush’un akıl Hocası Turgut Özal hikayeleri daha hafızalardan silinmemiştir, Irak macerasını ise her gün yaşıyoruz. buralar hiç girmeyeceğim. Hepsi başlı başına bir yazı konusu.

Önümüzdeki yazımda da petrol’ün başka yüzlerini anlatmaya çalışacağım.



Bu yazının hazırlanmasında
“La documentasyon française”in
kaynaklarından,
verilerinden ve yayınlarından
yararlanılmıştır.

 

 

 

ENERJİ KAVGASI – II

Bir evvelki yazımda, enerji konusuna bağlı olarak hidrokarbür maddelere gereksinimin, temel ekonomik eleman olarak, hızla artmakta olduğunu, petrolün, her zamankinden daha fazla, jeostratejik gerginliklerin ve rekabetin gerekçesi olduğunu, geçmişini özetleyerek, anlatmaya çalıştım. Uzmanlar, çok uzun olmayan bir zaman sonunda bu maddelerin tükenebileceği olasılığından söz ediyorlar. Devletler, bir yandan azalırken bir yandan vazgeçilemez, her gün satış fiyatı artar hale gelen ve bu temel maddenin kaynaklarını ele geçirmek, hakimiyetlerine almak yolunda bütün olanaklarını seferber etmiş, her türlü riski göze almış bulunmaktalar.

20. yüzyılın, tartışılmaz bir şekilde, petrol ve daha sonra ona katılan doğal gazın asrı haline geldiğini söylemiştik. Günümüzde ne alternatif enerji kaynakları ne de nükleer enerji petrolün yerini alamamıştır. Bu da Petrol ve doğal gaza vazgeçilemez stratejik eleman haline getirmiştir. Bu sonuç, hidrokarbürleri dünya büyük güçlerinin diplomasisinin merkezine oturttuğu gibi, dünya paylaşımını da şekillendirmiştir. Bu mücadele, Osmanlı İmparatorluğunun çökmesiyle birlikte, Orta Doğu’nun paylaşımı kavgasında en açık şekliyle görülür. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da bu mücadele aynı hızıyla devam etti. 1953’te İran’da Musaddık’ın devrilmesi, 1956’da Süveyş Krizi, 1973’te Kippour Savaşı, 1979’da İran Devrimi, 2003’ de Golf Savaşı ve daha sonra 2006’da Irak’ın işgali bu mücadelenin görünen yüzleriydi..

Soğuk Harp’in son bulmasıyla Dünya devleri arasındaki rekabet durmadı, yeni şekiller aldı, sahneye Ukrayna, Gürcistan gibi yeni aktörler çıktı. Venezüella’da, Bolivya’da yaşanan ulusallaştırmalar, Rusya’nın yeni politikaları, Çin’in sahneye çıkışı, Afrika’nın paylaşımı rekabeti bu yeni enerji savaşının yeni aktörleri ve sahneleriydi.

Bütün bu rekabetlerin çok söylenmeyen, arka planda yatan, gerekçesi vazgeçilmez bu maddelerin tükenmekte olduğuydu. Uzmanların bazıları, yokluğun 2010’da, bir kısmı 2030’da, bir kısmı 2050’de başlayacağını söylüyorlar.

Jeopolitiğin ayrılmaz konularından biri haline gelen hidrokarbürler sorununu daha iyi anlayabilmek için konunun uzmanları belli saptamaları yapmakta yarar olduğunu düşünüyorlar.

-Ekonominin gelişmesi sağlanan enerji sorunu ile sıkı sıkıya bağlıdır. Dünya çapında, ekonomiyle hidrokarbürlerin (özellikle petrolün) kullanımı doğrudan ilişki içindedir. Ekonominin büyümesiyle enerji gereksinimi artmakta ve hidrokarbürlere olan ihtiyaç daha da artmaktadır.

-Hidrokarbürlerin tüketildiği ve üretildiği alanlar çakışmamaktadır. Enerjinin üretilmesinde kullanılan maddeler, talebin olduğu yerlerde değildir, taşınması gerekmektedir. Avrupa ve Asya’nın üretimi kendi tüketimine yetmemekte, bu açığı kapatmak için kendi dışından temin etmek zorunda kalmaktadır. Buna mukabil, Orta Doğu’da büyük bir üretim fazlası bulunmaktadır.

-Enerjiye ulaşmanın kolaylığına göre kaynaklara öncelik verme zorunluluğu doğmaktadır. Günümüzde petrol, enerji temin edilen madde içinde en çok aranan olarak görülmektedir. Buna bağlı olarak, petrole olan gereksinim de artmaktadır. Tüketimi azaltma yolunda değişik girişimlerin sonuç vermediği görülüyor. Sonuç olarak, enerji kullanımında bulunan çözümler, petrol tüketimini azaltmamaktadır.

ENERJİ ÜRETİM VE TÜKETİM (2005 yılı için) - BP Statistical Rewiew – 2006

-Kuzey Amerika’da, tüketim % 26,6 iken üretim % 25,4’tir.

-Orta ve Güney Amerika’da, tüketim 4,8 iken üretim 6,8’dir.

-Avrupa’da tüketim % 19.0 iken, üretim % 13,2’dir.

-Eski SSCBîğne, tüketim % 9,8 iken, üretim %12,6’dı

-Orta Doğu’da, tüketim % 4,8 iken, üretim % 14,1’dir.

-Afrika’da, tüketim % 3,0 iken, üretim % 7,1’dir.

-Asya – Pasifik’te, tüketim % 32,5 iken, üretim % 20,8’dir.

Üretim ve tüketimin günümüzdeki temposuyla devam etmesi halinde petrol rezervlerinin ancak kırk yıl dayanacağı, pek çok öngörüde belirtiliyor. Daha müsait durumda olan doğal gazın petrolden daha uzun süre, (altmış yıl kadar) kullanmaya devam edilebileceği yine aynı uzmanların tahmini. Emektar enerji maddesi olan kömürün, bu tempoyla kullanılmaya devam etmesi halinde, ise iki yüz elli yıl gereksinimleri karşılayabileceği düşünülüyor. Nükleer enerjiye gelince ; bir santralın hayatının kırk yıl olduğu kabul ediliyor. Ancak, politik Olarak, kurulabilmesi ve çevre açısından artıklar sorun oluşturmakta. Hidroelektrik santralarına gelince, barajların bakımının iyi yapılabilmesi koşulu ile, çok uzun yıllar kullanılabiliyor.

ENERJİ JEOPOLİTİĞİ (2005 yılı için) - Agence internationale de l’énergie

-Hidrolik, Rüzgar, Jeotermik, Işık ve güneş enerji türünün genele göre kullanım yüzdesi 6’dır. Artan bir kullanma eğilimi göstermektedir ve rezervi sınırsızdır.

-Nükleer enerji türünün genele göre kullanım yüzdesi 7’dır. artan bir kullanma eğilimi göstermekte ve rezervi bilinmemekte olup, her santral için 40 yıl hesaplanmaktadır.

-Kömür, genele göre kullanım yüzdesi 26’dır Azalan bir kullanma eğilimi göstermektedir ve rezerv tahminen 250 yıldır,

-Gaz, genele göre kullanım yüzdesi 24’tür. Artan bir kullanım eğilimi göstermektedir ve Yaklaşık rezervi 65 yıldır.

-Petrol, genele göre kullanım yüzdesi 37’dir. Kullanım eğilimi değişmemektedir. Halen olduğu gibi kullanılması halinde yaklaşıl 44 yıllık bir rezervi olduğu düşünülmektedir.

-Kullanılan yöredeki gelişmişlik, kullanımın miktarını etkiliyor. Bir insanın, ortalama olarak bir yılda bir buçuk ton petrole eş enerji tükettiği kabul edilmekte. Dediğimiz gibi bu dünya için kabul edilen ortalama sayı. Bu sayı Kuzey Amerika’da 8, Avrupa ve Japonya’da 4, Asya’da (Japonya dışında) 0;6, Afrika’da 0,3.

-Petrol ve doğal gazın pazar değerini arz ve talep ile taşıma, politik ve sosyal (örneğin, grev) gelişmeler, doğa koşulları tayin etmekte.
Doğal gaz için taşıma sorunları söz konusu. Doğal gaz, boru hatları ile taşındığında basınç, basıncı sabit kılmak için ara istasyonları ve basınca dayanacak daha güçlü boru sistemine gereksinim vardır. Böylece nakliye sistemi ağırlaşmaktadır.

Uzun mesafeler aşılacağı için coğrafi ve jeopolitik güçlükler oluşmaktadır.

Doğal gazı petrolde olduğu gibi stoklamak (henüz) mümkün görülmemektedir. Yer altı mağaralarına depolanması düşünülmekte ise de henüz alınmış somut bir sonuç görülmedi. Bu özelliğe bağlı olarak, günlük anlaşmalardan ziyade uzun süreli (20 – 25 yıl) anlaşmalar yapılmakta ve fiyat bu süre için saptanmaktadır. Doğal gaz fiyatları zaman içinde artsa bile, petrole göre daha muntazam bir grafik göstermektedir.

Süre içinde taşıma koşullarının (özellikle doğal gaz için) gelişeceği kabul edilmekte.

Dünya’nın rezervlerinin % 60’ının bulunduğu Orta Doğu, petrolün merkezini oluşturmaktadır. Dünya rezervi olarak kabul edilen 1 200 milyar baril rezervin, 264 milyar baril’inin (1 baril = 42 galon = 159 litre), Suudi Arabistan’da olduğu biliniyor. Suudi Arabistan Dünya’da en büyük rezerve sahip ülkesidir. Suudi Arabistan’ı Golf Körfezi’ndeki ülkeler takip etmektedir. (İran ; 137 milyar baril, Irak ; 115 milyar baril, Kuveyt ; 101 milyar baril, Arap Emirlikleri ; 98 Milyar baril)

Rezervin dışında, Orta Doğu ülkeleri, günde 25 milyon baril üretimleriyle yine dünyada birinci sırayı almaktadırlar. Rezerv ve üretim sayılarını karşılaştırdığımızda, bu ülkelerin 80 yıl daha petrol üretebileceklerini görürüz. Bu süre Avrupa’da petrol üretimi süresinden 10 defa, ABD’de üretim süresinden dört defa daha fazladır.


PETROL ÜRETEN ÜLKELERİN REZERVLERİ (2005 yılı sayılarına göre) - BP Statistical Rewiev of World Energy

-ABD’de 163 milyar baril rezerv olduğu tahmin edilmektedir. Yıllık üretim 20,6milyon barildir Rezerv / Üretim oranı % 22,8’dir.

-Avrupa’da, 18 milyar baril rezerv olduğu tahmin edilmektedir. Yıllık üretim 5,7 milyon barildir. Rezerv / Üretim oranı % 8,7’dir.

-Eski SSCB’inde 123 milyar baril rezerv olduğu tahmin edilmektedir. Yıllık üretim 11,8 milyon baridir. Rezerv / Üretim oranı 29,4’dir.

-Orta Doğu, 743 milyar baril rezerv olduğu tahmin edilmektedir. Yıllık üretim 25,2 milyon barildir. Reserv / Üretim oranı % 83,8’dır.

-Afrika, 114 milyar baril rezerv olduğu tahmin edilmektedir. Yıllık üretimi 9,8 barildir.Rezerv / Üretim oranı % 32,5’dir.

-Asya-Pasifik, 40 milyar baril rezerv olduğu tahmin edilmektedir. Yıllık üretimi 8,0 milyon barildir. Rezerv / Üretim oranı % 14,1’dir


Orta Doğu ülkelerinin gerek rezerv ve gerekse üretim olarak ortaya çıkan durumları bu alanı jeopolitik olarak çok hassas bir bölge haline getirmektedir. Bütün büyük güçler de buna bağlı olarak bu bölgeye hakim olmak istemektedirler. ABD, bölgedeki Amerika’ya bağımlı, Vahhabi, petrol krallıklarıyla kurduğu özel ilişkilerle kontrol altında tutmaktadır. Kontrolünden kaçma olasılığı ortaya çıkarsa da zora başvurmakta.

Güçlü bir ülke olan ABD’nin, bu bölgeyi ne pahasına olursa olsun kontrolünde tutma kararlılığı onu bölgenin jeopolitiğini şekillendiren ülke yapıyor. Bir yerde bu tutum ABD için bir zorunluluktur. Dünya’nın üçüncü petrol rezervine sahip ülke olmasına rağmen ABD, kullandığı petrolün yaklaşık yarısını dışardan getirmek zorundadır.

ABD, endüstrisinin devamını sağlamak için dünya üzerindeki tüm enerji kaynaklarını kontrol etmek zorunda olduğu ilkesini açıkça sürdürüyor. 2003 yılındaki Irak’in işgali ve bölgeyi baştan, kendi çıkarına göre, tanzim etme girişimlerini bu çerçevede açıklamak gerekir. ABD bölgeyi zorla kontrol altına alarak, sadece enerji kaynaklarını değil, ulaşım yollarını da kontrol etme olanağını da etkisi altına aldığı gibi, rakibi olan Rusya ve Çin’i de bölgeden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.

ABD, bilinen yöntemlerini kullanarak Afrika’daki enerji kaynaklarını da kontrolüne almaya çalışmakta. Eskiden Avrupalıların kontrol ettiği Cezayir ve Libya enerji kaynaklarına girmeye çalışıyor.

ABD; Yeltsin döneminde Rusya ve Orta Asya bölgesindeki enerji kaynaklarına da yerleşmeye çalışmıştı. Paravan şirketler kurdurulmuştu. Putin’in iktidarı ile başlayan yeni politikalarla bunun önüne geçildi.

Rusya günümüzde büyük bir enerji devi haline gelmiş bulunmakta. Suudilerden sonra en geniş Petrol üreticisi ve rezervleri dünya sıralamasında altıncı sırada. Doğal Gaz alanında ise dünya’nın en büyük rezervinin sahibi. Dünya doğal gaz pazarını elinde tutmakta. Kurduğu ve devamlı gelişen doğal gaz ulaşım hatları ile büyük tüketim merkezlerine doğal gazın ulaşımını kontrol edebiliyor.

DÜNYA DOĞAL GAZ REZERVLERİ (2005 yılı için)

[b]Bölge Tahmini miktar (tera (1012) M3 olarak)[/b]

Orta Doğu .........................72,1
İran ....................... .........26,7
Katar.................................25,8
Suudi Arabistan ...................6,9
Golf Emirlikleri..................... 6,0
Ex-SSCB ..........................58,3
Rusya.................................47,8
Asya..................................14,8
Arika........................ .........14,4
Kuey Amerika........... .......... 7,5
Güney ve Orta Amerika........ 7,0
Avrupa..................................5,9

BP Statistical Rewiev of World Energy



Doğal gaz olarak Avrupa, Rusya’ya bağımlı durumda ve bu bağımlılığı her gün daha artmakta. Bu bağlantı Avrupa’yı bir ikilem içinde bırakıyor. Atlantik bağlarıyla ABD’nin ortağı olarak, onun istediği politikaları uygulamaya zorlanırken, Rusya ile olan ilişkilerini de iyi tutmak zorundalar. Fazla olarak, Rusya, Avrupa’nın enerji temin ettiği ülkelerden Cezayir ile işbirliklerini güçlendirmekte.

Avrupa ve Rusya enerji pazarında birbirlerine muhtaçtırlar. Avrupa’nın güvenilir enerji kaynağına, Rusya’nın ise ürettiği enerji maddesini alacak güvenli müşterilere gereksinimi vardır. Her iki taraf, ham madde teslimini güçleştirecek, aksatacak veya fiyatları değiştirecek politik olaylardan uzak durmaya çalışıyorlar. Rusya için bu pazarın aksamadan yürümesi, gerekli kalkınmayı, modernleşmeyi ve yatırımları yapabilmesi için zorunlu.

Önümüzdeki yazılarda enerji konusunu irdelemeyi sürdüreceğiz.


Bu yazı serisinin hazırlanmasında,
İnstitut de Relations Internationale et Stratégiques
ile
“La documentasyon française”in
araştırma ve yayınlarından
yararlanılmıştır

 

Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

Get Your Own Real Time Visitor Map!
hit counters