| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

1 "erdoğan teklifi değerlendirdi:"kimsenin endişesi olmasın"" etiketi kullanan gönderi "erdoğan teklifi değerlendirdi:"kimsenin endişesi olmasın"" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Erdoğan teklifi değerlendirdi:"KİMSENİN ENDİŞESİ OLMASIN"

Haberler  
Resim
 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİYLE İLGİLİ İLK OYLAMA

ResimANKARA - TBMM Genel Kurulunda, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin yasal düzenlemeye zemin hazırlamayı amaçlayan  Anayasa değişikliği teklifinin görüşmeleri ve ilk tur oylaması bugün yapılacak.
TBMM Anayasa Komisyonunda 1 Şubat Cuma günü kabul edilen Anayasa değişikliği teklifi, bugün Genel Kurulda ele alınacak.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandıktan sonra, maddelerine geçilmesi için gizli oylama yapılacak. Daha sonra, 3 maddeden oluşan teklifin maddeleri üzerinde ayrı ayrı görüşme yapıldıktan sonra gizli oylamaları gerçekleştirilecek.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerde, siyasi parti grupları ile Hükümet adına yapılan konuşmalar 20'şer dakika, milletvekillerinin kişisel görüşlerini açıkladığı konuşmalar da 10'ar dakika olacak. Teklifin maddeleri üzerindeki konuşma süreleri ise tümü üzerindeki sürenin yarısı ile sınırlı tutulacak.
Anayasa değişikliği teklifinin ikinci tur görüşmesi, ilk tur görüşmeler tamamlandıktan sonra en erken 48 saat sonra yapılabiliyor. Bu nedenle ikinci tur görüşmeler 9 Şubat Cumartesi günü gerçekleştirilecek.
Anayasa değişikliği teklifinin maddelerinin ve tümünün kabulü, üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun (330) gizli oyu ile mümkün olabilecek. Birinci turda gerekli çoğunlukla (330) kabul oyu alamayan bir madde, ikinci turda da en az (330) oy alamazsa reddedilmiş sayılacak. 

 Cumhurbaşkanı Gül Katar'a gitti
"REFERANDUMA GİTMEYİ DOĞRU GÖRMEM"
ResimANKARA - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Temel hak ve özgürlüklerle ilgili konuların referanduma götürülmesini doğru görmem" dedi.
Gül, resmi ziyaret için Katar'a hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Gül, ''Türbana üniversitelerde serbestlik tanıyan anayasa değişikliği gerçekleşirse size geldikten sonra referandum konusu olabilir mi?'' sorusunu, "Geçenlerde de söylemiştim siyasi partiler, siyasi aktörler, sivil toplum örgütleri görüşlerini paylaşıyorlar, tartışıyorlar. Canlı bir tartışma ortamı var. Demokratik ülkelerde bu tip tartışmalar nasıl neticelenirse Türkiye'de öyle neticelenecektir. Türkiye bir hukuk devletidir ve bu konuların nasıl olacağı bellidir.
Benim görüşüm şu; temel hak ve özgürlüklerle ilgili konuların referanduma gitmesini pek doğru görmem. Temel hak ve özgürlük çok az kişiyi de çok fazla kişiyi de ilgilendirebilir. Temel hak ve özgürlükler demokrasinin temel prensiplerinden birisidir. Ama yeni bir anayasa yapılması, anayasanın bütünüyle yenilenmesi gibi tartışmalar da Türkiye'nin gündeminde. Yeni bir anayasa ortaya çıkarsa onun referanduma götürülmesini daha doğru bulurum. Ama bununla ilgili kararı da daha vermiş değilim. Bunu da daha önce söyledim."
Gül, bir gazetecinin, "Türban tartışmaları nedeniyle toplumun kamplaşmaya gittiği değerlendirmeleri yapılıyor. Sizce böyle bir tablo var mı?" sorusu üzerine Türkiye'de konunun tartışıldığını, herkesin demokratik bir şekilde görüşlerini dile getirdiğini belirterek, "Siyasi platformdan bahsetmiyorum. Ben toplumda bu tip ayrıcalıklar, ayrımlar olduğu kanaatinde değilim" diye konuştu.

Erdoğan teklifi değerlendirdi:
"KİMSENİN ENDİŞESİ OLMASIN"


ANKARA -

 

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başörtüsünün yüksek öğretimde serbest

 

bırakılmasını içeren Anayasa değişikliği teklifi ile yapılmak

istenenin iyi anlaşılması gerektiğini belirterek,

 

''Kimsenin endişesi olmasın;

 

biz siyasi tercihine, yaşam biçimine bakmaksızın bütün

vatandaşlarımızın yanındayız;

herkesin hakkına, hukukuna

sahip çıkmayı görev biliyoruz''

 

dedi.

 


Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan Erdoğan,

laiklik ilkesinin, Anayasaya girişinin 71. yıl dönümünün

kutlandığına dikkati çekerek, bu ilkenin kimsenin tasarrufu

altında olmadığını belirtti.

 


Erdoğan, Yükseköğretim Kanunu'nun geçici ek 17. maddesiyle ilgili olarak, ''Henüz, herhangi bir değişiklik filan düşünmüyoruz''

dedi.


Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan ifadeler başlıklarıyla şöyle:


''Şunu herkes çok iyi bilmelidir: AK Parti hukukun, demokrasinin, laikliğin çerçevesi dışında hiçbir adım atmaz,hiçbir gerilimin tarafı olmaz''
''Temel hak ve özgürlükler içinde değerlendirilmesi gereken bir konuyu farklı yerlere çekmek, ülkedeki toplumsal barışa gölge düşürme gayretidir.''
''Üniversitelerimizde bu özgürlükler üzerindeki sınırlamaları kaldırarak, laikliği güçlendiren bir düzenlemeye AK Parti ve MHP milletvekilleri imza atıyor.''
''Her türlü kaygı ve eleştiriyi dikkate alarak, genel kabul görecek bir çözüm üretelim ki laiklik ilkesi de birlik ve beraberliğimiz de güçlensin istiyoruz.''
''Diğer partilerimizde varsa çözüm için önerileri, gelsinler Meclis'te ortaya koysunlar; bu sorunu artık geride bırakmamıza katkıda bulunsunlar.''

 "OPERASYONLAR MEŞRU MÜDAFAA"

ResimWASHINGTON - ABD Savunma Bakanlığı Pentagon sözcüsü Geoff Morrell, Türkiye'nin, kuzey Irak'taki PKK hedeflerine düzenlediği hava saldırılarına ilişkin Amerikan pozisyonunun değişmediğini ve ABD'nin bu durumu, meşru müdafaa olarak gördüğünü söyledi.
Pentagon'da düzenlediği günlük basın toplantısında, kuzey Irak'taki hedeflere Türk hava saldırılarının yoğunlaştığı ve ABD'nin bu konuya ilişkin pozisyonunda bir değişilik olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Morell, ''Bizim bu konudaki pozisyonumuz değişmedi. Biz bu konuyu Türklerin meşru müdafaası olarak görüyoruz. Türklerin bu tehditle başa çıkarken sorumlu bir şekilde davranmayı sürdüreceğine ve bunu bizimle koordinasyon ve danışma içinde yapacağına güvenimiz tam'' dedi.
Türkiye'nin yoğunlaşan hava saldırılarının, Litvanya'da düzenlenecek NATO Savunma Bakanları toplantısında ele alınması olasılığına ilişkin bir soruya karşılık olarak Morell, şu yanıtı verdi:
''Türkiye NATO üyesi bir ülke ve savunma bakanları da Vilnius'taki toplantıda bulunacaktır. Zannediyorum, Amerikan ve Türk savunma bakanları arasında, Irak'taki PKK terörist hedeflere düzenlenen son hava saldırılarıyla ilgili, Vilnius'ta yapılması planlanan ikili bir görüşme var.''

50 KİŞİLİK SORUŞTURMA KOMİSYONU

ResimLUDWIGSHAFEN - Almanya'nın Ludwigshafen kentinde Türklerin oturduğu bir binada çıkan ve 9 kişinin ölümüne neden olan yangının araştırılması için 50 kişilik soruşturma komisyonu kuruldu.
Almanya İçişleri Bakanlığı sözcüsü Gabriele Hermani, başkent Berlin'de yaptığı açıklamada, İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble'nin Türkiye'de yaptığı görüşmeler sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisinden, yangın sebebinin araştırılması için Türk uzmanların Ludwigshafen kentine gönderilmesini istediğini belirtti. Hermani, Schaeuble'nin de bu isteği yetkili mercilere ilettiğini ve Ludwigshafen Emniyet Müdürlüğü'nün bu isteği kabul ettiğini kaydetti.
Kundaklama iddialarıyla ilgili soru üzerine de Hermani, bu konuda bilgilerin sadece Ludwigshafen Savcılığı'ndan alınabileceğini söyledi.
Hermani ayrıca, Schaeuble'nin Türkiye'de çok verimli görüşmeler yaptığını, görüşmelerin ağırlıklı konusunu Almanya'da yaşayan Türklerin uyumunun oluşturduğunu belirtti.
Alman hükümeti sözcü yardımcısı Thomas Steg de olay yerine giden göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Kurt Beck'in, araştırma sonuçları açıklanmadan yangının kundaklamadan kaynaklandığına dair bir ipucu bulunmadığını neye dayanarak söylediklerinin sorulması üzerine, bu yöndeki bilgileri emniyet müdürlüğünde yaptıkları görüşmelerden edindiklerine inandığını belirtti.

YAZICIOĞLU ALMANYA'DA
BERLİN -  Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, Almanya'nın Ludwigshafen kentinde Türklerin oturduğu binada çıkan yangınla ilgili olay yerinde incelemelerde bulunmak üzere Frankfurt'a geldi.
Beraberinde İçişleri Bakanlığı uzmanlarından oluşan 4 kişilik bir heyetle Almanya'ya gelen Bakan Yazıcıoğlu'nu Frankfurt havalimanında Frankfurt Başkonsolosu Salih Boğaç Güldere, Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Başkanı Sadi Arslan karşıladı.
Bakan Yazıcıoğlu, bugün Alman hükümetinin Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ile birlikte Ludwigshafen'de olay yerinde incelemelerde bulunacak ve aileler ile görüşecek.

 BÖHMER: OLAYIN SONUCU NETLİK KAZANACAK
Ludwigshafen kentindeki yangında hayatını kaybedenlerin ailelerine taziye ziyaretinde bulunan Alman Hükümetinin Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer, ''Sonuç ne olursa olsun olayın sonucu netlik kazanacaktır'' dedi.
   06.02.2008 - 00:09:00
Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

Get Your Own Real Time Visitor Map!
hit counters