| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

blogmedya

sık kullanılanlara ekleyin habersiz kalmayın

dua eller
İLKHABER
İlk Boğaz Köprüsü Projesi - II.AbdülhamidiyibayramlariyinoellerFree Photo hosting by PhotoLava.com Free Photo hosting by PhotoLava.com

N^ZIM HİKMET EL YAZISI



REKLAMSIZ KESİNTİSİZ SİNEMA KEYFİ TRT 1 HER ÇARŞAMBA SAAT:20:30

blogmedya farkı ile sofinin dünyası HERŞEY TÜRKİYE  İÇİN

TEMÎNAT www.aktifsayfa.com

VALLÂH BİLLÂH.www.aktifsayfa.com

1 "ismet berkan anayasa mahkemesi'nin en zor sınavı" etiketi kullanan gönderi "ismet berkan anayasa mahkemesi'nin en zor sınavı" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

İsmet Berkan Anayasa Mahkemesi'nin en zor sınavı


İsmet Berkan Anayasa Mahkemesi'nin en zor sınavı


Mahkeme, 'Yetkim şekil şartlarını incelemekle sınırlı' derse, değiştirilemez maddeler bir anlamda sahipsiz kalır; aksi ihtimalde mahkemeye onaylatmadan anayasa değiştirmek artık mümkün olamayacak...

08/02/2008 (68 kişi okudu)

Meclis, Anayasa'nın 10 ve 42. maddelerinde değişiklik yapıyor. Değişikliğin sebebi de belli, neredeyse 20 yıldan bu yana Anayasa Mahkemesi'nin bir kararına dayalı olarak sürdürülen üniversitede başörtüsü yasağına son vermek, başörtülü olduğu için üniversiteye gidemeyen, gittiyse mezun olamayan veya okula peruk takarak vs. devam etmek durumunda kalanları bu hallerinden kurtarmak.
Meclis çoğunluğuna sahip olan Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri ile onlarla aynı yönde, yani Anayasa'nın değişmesi için oy kullanan Milliyetçi Hareket Partili ve Demokratik Toplum Partili milletvekilleri, 400 civarında oyla bu değişiklikleri kabul ettiler. Kural gereği değişiklik teklifi cumartesi günü, yani yarın bir kez daha Meclis'te görüşülecek ve yine kabul edilirse onay için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün önüne gidecek. Gül birkaç gün önce değişiklik teklifini onaylayacağının sinyalini verdiğine göre önümüzdeki hafta anayasa değişiklikleri yürürlüğe girecek demektir.
Ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi, bu tartışma ilk başladığı günden beri anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğini söylüyor. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişiklikleri üzerindeki denetim yetkisi sınırlı. Anayasa'nın 148. maddesine göre mahkemenin yetkisi, "Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır."
Ne var ki, CHP'liler, Anayasa Mahkemesi'nin bu kez hem bu sınırlar içinde kalıp hem de sınırı aşabileceğini düşünüyor. Bu düşüncenin temeli ise 70'li yıllara, o yıllarda Anayasa Mahkemesi'nin verdiği bazı kararlara dayanıyor.
Tartışmayı özetlemeye çalışayım:
Anayasamızın bazı maddelerinin değiştirilmesi, yine Anayasamıza göre 'teklif dahi edilemiyor.'
Örneğin bu maddelerden biri, Türkiye'nin başkentinin Ankara ve dilinin Türkçe olduğunu söyleyen madde.
Ama diyelim Meclis Anayasa'ya ek bir madde ekleme kararı alsa ve bu maddede de, Türkiye'nin başkentinin neresi olacağını belirleme konusunda Bakanlar Kurulu'na yetki verse, ne olur? Daha doğrusu Meclis böyle bir şeyi, yani değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen bir maddeyi dolaylı yoldan değiştirme işini yapabilir mi? Eğer değiştirirse, bu değişikliğin Anayasa'ya uygunluğu veya uygunsuzluğu Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilir mi?
Açıkçası bu sorunun bir cevabı yok. Bir yandan Anayasa, Anayasa Mahkemesi'ne çok net ve tartışmasız bir sınır belirlemiş. Ama bir yandan da Anayasa, 'Değiştirilmesi teklif dahi edilemez' diyerek mahkeme için çizilmiş sınırın dışında kalan muhatabı belli (Meclis) ama uygulayıcısı olmayan bir yasak getirmiş. Anayasa'da yer alan bu yasağı, anayasa değiştirirken 'tali kurucu iktidar' görevi yapan parlamento delerse ona engel olabilecek bir kuvvet var mıdır? Eğer Meclis'e engel olacak bir kuvvet yoksa, Anayasa'daki 'teklif dahi edilemez' yasağı anlamlı mıdır? Eğer anlamlı değilse, bir gün bir Meclis isterse aynı yasak kapsamında olan Cumhuriyet'in temel niteliklerini de değiştirebilir veya kaldırabilir mi?
* * *
Bu noktada bir nefes alıp 70'li yıllara dönmekte fayda olabilir, çünkü o yıllarda Anayasa Mahkemesi benzer durumlarla karşılaşmış ve hukuku zorlayarak da olsa çok net bir hareket tarzı benimsemiş.
1961 Anayasası'nın 147. maddesinin ilk fıkrası şöyleydi: "Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetler."
Görüldüğü gibi maddede anayasa değişikliği olması halinde mahkemenin yetkili olup olmadığına dair bir hüküm bulunmuyordu. 1970 yılında yapılan bir anayasa değişikliği için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruldu ve mahkeme bu başvuruyu kabul etti. Mahkemenin kabul gerekçesi, anayasa değişikliklerinin de birer 'kanun' olduğu ve bu yüzden de mahkemenin bu değişikliği Anayasa'ya uygunluk bakımından hem şekil hem de esastan inceleyeceği yönündeydi.
Anayasa değişikliğinin Anayasa'ya uygunluğunu denetlemek çok tartışmalı bir durumdu. Bu yüzden 20 Ağustos 1971'de Meclis bu maddeyi değiştirdi. 147. maddenin yeni birinci fıkrası şöyle yazıldı:
"Anayasa Mahkemesi, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüklerinin Anayasa'ya, anayasa değişikliklerinin de Anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler."
Böylece Anayasa Mahkemesi'nin yetkisinin sadece şekil denetimiyle sınırlanması öngörüldü. Hatta bu amaçla madde gerekçesine şöyle şeyler de yazıldı:
"Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin anayasa vazıı olarak yaptığı anayasa değişikliklerini denetlemesi söz konusu olamaz. Nitekim, Anayasamız 4. maddesinin 3. fıkrasında, 'Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz' hükmü yer almıştır."
Madde gerekçesinde yapılan bu net sınırlamaya rağmen mahkeme, Cumhuriyet Senatosu üyesi Özer Derbil ve 31 arkadaşının, devlet güvenlik mahkemelerinin kurulmasıyla ilgili yapılan anayasa değişikliklerinin iptali istemiyle açtığı bir davayı kabul etti.
Mahkemenin 1973/19 esas sayılı kararını isteyen internetten okuyabilir. Bu kararda mahkeme, 1961 Anayasası'nın 9. maddesini tartışıyor önce.
"Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" diyen maddede korunan kelime 'Cumhuriyet' ama mahkemeye göre bu kelime, Anayasa'da yazılı Cumhuriyet nitelikleri (insan haklarına dayalı, laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti) olmadan bir anlam ifade etmez. Yani mahkemeye göre aslında bu nitelikler de 'değiştirilmesi teklif dahi edilemez' koruması kapsamında olan konulardır.
Bu yorumla birlikte anayasa değişikliklerini, değiştirilemez niteliklere aykırılık olup olmadığı konusunda da denetlemeye, yani değiştirilmesi teklif edilemez maddelere aykırılıkları şekil denetimine dahil etmeye başlıyor Anayasa Mahkemesi.
Nitekim daha sonra mahkeme çeşitli yollardan yapılan başvurularla kimi anayasa değişikliklerini bu açıdan da denetlemeyi sürdürüyor. Benim görebildiğim bazı Anayasa Mahkemesi kararları şunlar: 1975/167 esas, 1976/38 esas, 1976/43 esas ve 1977/82 esas.
Mahkeme, 70'li yıllarda dört kez anayasa değişikliklerini iptal ediyor. Evet iptal ediyor. Bu iptallerden iki tanesi, 'hukuk devleti' ilkesine aykırılıktan!
Bütün bu kararlar meraklılarını internette bekliyor.
70'li yıllarda Anayasa Mahkemesi'nin yarattığı bu içtihattan kurtulmak için 12 Eylül Anayasası'nı hazırlayanlar mahkemenin anayasa değişikliklerini denetim yetkisini daha da kısıtlıyor ve bu amaçla şekil denetiminden ne anlaşılması gerektiğini açık açık yazıyorlar.
Belki bu sınırlama sebebiyle, belki bugüne kadar hiç bugünkü gibi bir siyasi gerginlik yaşanmadığından, 1982 Anayasası'nın üçte birden fazla bölümü muhtelif zamanlarda değiştirildiği halde Anayasa Mahkemesi'ne, 'Şu yapılan değişiklik Cumhuriyet'in temel niteliklerine aykırıdır' diye bir başvuru yapılmıyor.
Yani, 25 yılı aşkın süredir yürürlükte olan 1982 Anayasası, belki de ilk kez önümüzdeki haftadan sonra yapılacak bir CHP başvurusuyla bu açıdan incelenecek; bir anayasa değişikliğinin Anayasa'nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümlerine aykırılığı iddia edilecek.
* * *
Buradan en başa dönüyoruz: Acaba Anayasa Mahkemesi böyle bir iptal istemi önüne gelirse Anayasa'yı nasıl yorumlayacak? Acaba Anayasa'da yazılı sınırlar içinde kalıp sadece teklifin yeterli imzayla verilip verilmediği, oylamada uygun miktarda oyla kabul edilip edilmediği, iki kez oylama yapılıp yapılmadığı ve görüşmelerin ivedilikle yapılıp yapılmadığı gibi konulara mı bakacak, yoksa Anayasa'yı daha geniş yorumlayıp yapılan değişikliklerin değiştirilmesi teklif edilemez hükümlere aykırılık oluşturup oluşturmadığına da bakacak mı?
Eğer mahkeme CHP'lilerin ümit ettiği gibi, değişikliklere bir anlamda esas incelemesi de yaparsa, yapılan değişikliği onaylasa da onaylamasa da, kendi yetkisini ciddi biçimde genişletmiş olacak ve bundan böyle mahkeme tarafından onaylanmayan hiçbir anayasa değişikliği yapılamayacak.
Ve tahmin etmek zor değil, Anayasa Mahkemesi böyle bir yetkiyi kullanacak olursa, Anayasa'da yapılması düşünülebilecek en basit değişiklikler bile, kapsam itibarıyla Cumhuriyet'in temel nitelikleri veya 'Atatürk milliyetçiliği' gibi, 'ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük' gibi hukuki anlamda sınırları belirsiz kavramların birinden biriyle irtibatlanarak parlamentonun 'tali kurucu iktidar' olma yetkisini Anayasa Mahkemesi ile paylaşması söz konusu olacak.
Tabii, Anayasa Mahkemesi, konuya CHP'lilerin ümit ettiği gibi yaklaşmayabilir ve kendisine Anayasa'yla verilmiş sınırların dışına çıkmayı reddedebilir.
O zaman da, bazı maddeler için 'değiştirilmesi teklif dahi edilemez' diyen Anayasa'nın 4. maddesinin uygulaması, parlamentoların ferasetine kalmış olur, bir anlamda boşluğa düşer.
Görüyorsunuz, üstünde fazla da düşünmeden edilen 'Bir cümle yeter' sözü üzerine başlayan bir anayasa değişikliği yarışı, Türkiye'yi, dünya demokrasi ve hukuk devletleri tarihi açısından çok ilginç bir yol kavşağına götürecek gibi duruyor.
Az önce söylemeye çalıştığım gibi, Anayasa Mahkemesi'nin açılacak bir iptal davasını Anayasa'nın 4. maddesi açısından değerlendirmesi de, böyle bir değerlendirme yapmayı reddetmesi de, davanın sonucu ne olursa olsun, Türkiye için ciddi bir dönüm noktasını oluşturacak.

Nani Lore - Kurtce by Esmehan Yilmaz Fatma Aktas Aktas Diye Beledigim by Aynur Dogan lobudlar_devriliyor

Free Photo hosting by PhotoLava.com

musâmere
http://musamere.blogcu.com
**" 1927 Ankara doğumlu. Askeri Liseyi ve Askeri Memurlar Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1947'de Yedigün dergisinde çıktı. Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. 1985'de öldü. ESERLERİ Arz-ı Hal(1949) Türkiyem(1952-1963) Dünyanın En Güzel Arabistanı(1959) Tütünler Islak(1962) Her Pazartesi(1968), Divan (1970) Toplandılar(1974) Kayayı Delen İncir(1982) Dün Yok mu(1984) (Tütünler Islak’tan) Turgut Uyar (1927-1985) Terziler Geldiler Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle. Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra sonsuz çalgısı sevinçsizliğin. Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle... Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi, "Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler piyangocular, çiçek satın alanlar, balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar. Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler." Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler Patron çıkardılar, karşılaştırdılar, Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler Şarkılara başladılar ölmüş bir at için Makaslarını bırakmadılar Bekleniyorlardı. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı! Sen açardın, Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen! Tüylerin karaparlaktı. Koşumların, -kokulu yağlarla ovulup parlatılan- nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke. Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at! Toynaklarını liflerle ovardık Senin karaya boyanırdı koşuşun Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri. Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından Ne güzel gözlerin vardı Kara at! Binlerce kişi, -çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut darmadağın giysileriyle herkes körler ve cüzzamlılar, bütün kutsal kitaplar kalabalığı, ermişler, kargışlılar ve günahlılar gebe kadınlar, vâz edenler ve dondurmacılar ve at cambazları ve tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve yalvaçlar...- ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş senin mutlu ovanı doldurup haykırırlardı. Büyük sesler içinde sen, geçerdin..." Terziler geldiler. Bu güneşler odaların dışındaydı artık. Herkes titrek ve sabırsız, titrek ve sabırsız evlerinde Gazeteler yazmadı, dükkânlar dönemindeydik Yüzlerce odalarda yüzlerce terziler, pencerelerini kapadılar Parmakları uzun, kurusolgun yüzleri sararmış, eskimiş durmaktan Yitik saat köstekleri, titrek ve sabırsız yorgun bacakları Her şeylerine yön veren durmuşluğa olur dediler Beğenip gülümsediler. "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Senin eyerin ne güzeldi. Dişi keçi derisinden, ofir altınıyla süslü Nasıl yaraşırdı belinin soylu çukurluğuna Seninle öteleri ansırdık. Öteler, baklanın ve pancarın duyarlığı Kedinin varlığı erişilmez kişilik Güneşli bir damda İçimizden gemiler kaldırırdın, Suyunu büyük şölenlerle tazelerdik Bayramımızdın. Kuburlukların bütün kişniş ve badem doluydu. Şimdi dar dünya Ölümün büyük hızı kesildi." Terziler geldiler. Ateş ve kan getirmediler. Hüzünleri kan ve ateşti ama. Uğultulu bir şey Ekspresler garlarda kaldı, ilâçlar çıldırdılar Kenti bir baştan bir başa dolaştım, tıs yok Bütün odalara dağıldılar. Sürahiler tozlu, pabuçlar kurumuş yerlerde kırpıntılar, "oyulmuş yakalar, kolevlerinden arta kalanlar vatka pamukları, verevine şeritler, kopçalar, düğmeler, ilikler iplik döjküntüleri, kumaş parçaları, karanlık akşamüstleri ve sabahlar, dükkân tabelâları, kartvizitler..." kasıklarına kadar çıkmış, en ufak bir ölüm bile yok. Tarafsız bir aşk çağlıyordu onların solgunluğunda Mutfaklarını kilitlediler, büyük atsı giysiler kestiler, "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- Koşuşun büyütürdü dünyayı senin! Sen nasıl da koşardın. Biz güneyde yatardık, sen koşardın Hangi at güzelse ondan da güzeldin Kuyruğun parlak savruluşuyla bölerdi bir karaya göğü ve yüceltirdi, ince bezekli kuskununu. Gemin güzel sesler çıkarırdı güzel ağzında, herkesi sevinçle haykırtan. Başın yaraşırdı düşüncemize ve gözlerine saygıyla bakardık..." Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık giyindikleri Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu odalarını sevdiler. Ölümü hüzünle geçmişlerdi, ateşe tapardılar. Kent eşiklerindeydi, ağlayışını duydular Kestiler, biçtiler, dikmediler ve gitmediler, iğnelerine iplik geçirip beklediler; "Ey artık ölmüş olan at! -dediler- En güzeli oydu işte, yüzünün savaşla ilişkisi. Boydanboya bir karşıkoyma, denge ve istekli bir azalma. Onu bilirdik. O ağaç senin kanınla beslenirdi, hepimizi besleyen. Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız senin karşında, alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği..." HIZLA GELİŞECEK KALBİMİZ hızla gelişecek kalbimiz kalbimiz hızla. sürgünlerin umutsuzluğunda kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar farksız çarpanların umutsuzluğunda ve köprü başlarının umutsuzluğunda ve köprü başlarının umudunda. sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda ve eski dağlarda, eski dağlarda kış kovalarken ülkesini hızla gelişecek kalbimiz. kendi öz hüznümüzün öz tarlasında bozkır dayanıklılığımızın tarlasında kalbimiz ellerimiz ayaklarımız arasında ve kimsenin bölemediği şarkıyı güllerin, buğdayların ve acının şarkısını bir haziran uygulayacak sesimize. sütçünün sesiyle birlikte erkenci işçilerin sesiyle birlikte şoförün sesiyle birlikte sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte yaman sarhoşların sesiyle birlikte ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların ve herkesin ve herkesin sesleriyle birlikte bir haziran uygulayacak kimse bölemiyecek ve kalbimiz hızla gelişecek. yıkıntılara karışan eski bir bahar büyük olmaya elverişli bir bahar eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen insanlara göre bir bahar suların kana kestiği yahut suların kana kestiği bir bahar. hızla gelişecek kalbimiz bir mavilik kalıbında bir odada, en olağan bir odada en sade, en insanca bir odada bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada bir kadın bir erkeğin bir kadınla bir erkek olduğu ellerin ve omuz başlarının birbirini bulduğu. birden gerçekliğini algılıyarak saat çalınca ve görünce güneşi birden vazgeçilmezliğini algılıyarak önemli ve gerekli buluşunu kendini birden hatırlıyarak geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini ve herşeye ve ölüme.kalbimiz hızla gelişecek çağımıza pek uygun bir hızla gelişecek kalbimiz (...)kalbimiz yerin ve göğün altedilmez bir dirilikte olduğu tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. kalbimiz kalbimiz hızla gelişecek. Turgut Uyar SENFONİ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli! Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta karada ve denizde Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum. Turgut Uyar GÖĞE BAKMA DURAĞI İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Turgut Uyar ISLAK ÇELTİKLERE benim bir sevincim var yüzün artık akşam bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam Turgut Uyar GEYİKLİ GECE Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk. Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Uç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ayışığı İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Biliyorum gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığında Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ayışığında Bir yanında üstüste üstüste kayalar Öbür yanında ben Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorum Halbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorum Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. Turgut Uyar "**

Get Your Own Real Time Visitor Map!
hit counters